8 Şubat 2009 Pazar 23:20 tarihinde yazıldıktan sonra , , olarak fişlendi.
büyük iskender. nam-ı diğer; alexander the great. 33 yaşına geldiğinde dünyanın bilinen kısmının nerdeyse tümünü fethetmişti. olmaz gibi görünen hayallerinin üstüne atını sürüyor, ordusunun gücünü bu yiğitliğiyle sağlıyordu. gözü karaydı, cesurdu. kişisel gelişim kitaplarına konu olabilecek kadar başarılıydı..

33 yaşına kadar savaşlardan savaşlara koşturmuş ve sonunda hasta düşmüştü. savaştan, öldürmekten, katliamdan, kandan sıkılmıştı. evine dönüp dinlenmek istiyordu ama bu dileği gerçekleşemeden, atina'daki evine ulaşması beklenenden bir gün önce öldü..

hayatı boyunca sürekli zenginleşmek, büyümek, daha çok ve daha çok iktidar sahibi olmak için uğraştı durdu. tüm bu uğraşlarının karşılığını almış, hayallerini gerçekleştirmişti ama ölümünü 24 saat dahi erteleyememiş, annesine verdiği sözü yerine getirememişti. annesine dünyayı fethettikten sonra gelip tüm dünyayı onun ayaklarının önüne bir armağan olarak sunacağına söz vermişti. olmadı..

iskender, ölümünden önce başkumandanına şöyle dedi: "bu benim son arzum ve yerine getirilmek zorundadır; tabutumu mezara taşırken iki elimi tabuttan dışarıya sarkar halde tutun."

başkumandan hükümdarının bu garip isteği karşısında şaşırmıştı. "bu nasıl bir istek? eller her zaman tabutun içinde tutulur. bir cesedin ellerinin tabuttan dışarı sarkar halde mezara taşındığı duyulmuş şey değildir." dedi.

iskender, "sana açıklayacak kadar çok nefesim yok ama kısaca söyleyeyim, dünyadan boş ellerle gittiğimi göstermek istiyorum. giderek daha da büyüdüğümü, daha da zenginleştiğimi zannediyordum. fakat aslında giderek daha çok yoksullaşıyordum. doğduğumda hayata avuçlarımda birşey tutuyormuşum gibi yumruklarım kapalı gelmişim. şimdi.. ölüm anında yumruğum sıkılı gidemiyorum." dedi.
devamı »
Bu postada 7 bikbik kere edilmiş
1 Şubat 2009 Pazar 23:10 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , olarak fişlendi.
pek değerli bilog yazarları,

sözüm sizedir, okuyuculara değil! zira müzik kutusunu okuyucular koyamıyor.

teknolojinin acayip geliştiğinin bende farkındayım. teknolojinin gelişmesiyle birlikte, sitelerimize müzik kutusu koyabilir hale geldik. istediğimiz müziklerden bir liste oluşturup, sitemize koyuyoruz. sitemize giren kişinin bilgisayarında da otomatik çalmaya başlıyor. pek âlâ..

yalnız birşeye dikkatinizi çekmek isterim; müzik kutuları, domuz yağı ve katkılarını ihtiva ediyor. bu yüzdendir ki müzik kutuları birer şeytan icadıdır. bu konuda da son derece gayrıciddiyim.

varmak istediğim nokta; biloglarınızdaki resimlere bakmaktan büyük keyif alıyorum.. yani aynı zamanda iyi bir okuyucuyum amma ve lâkin biloglarınıza girdiğimde otomatik olarak çalmaya başlayan müziklerden nefret eder oldum. o müzik kutusunu ve dahil pause düğmeciğini bulana kadar canım çıkıyor. lütfen bana ve diğer okuyuculara bu eziyeti etmeyin. sizin yazılarınızında okunmaya ihtiyacı var. onlarda diğer yazılar gibi okunmak için yazılıyorlar. onları da sevelim.

okuyucuları sinirlendirmeyin.. sayfanızı kapattırmayın.. bakın kimseye emir vermiyorum, haddim de değil zaten.. sadece rica ediyorum. istirham ediyorum ulan!

sizlerden müzik kutularınızı kaldırmanızı da istemiyorum. sakın yanlış anlamayın. sadece otomatik olarak çalmasını engelleyin, engellettirin. çocuklarımızın geleceği, temiz bir çevre ve küresel ısınmamak için yapın bunu. kendim için birşey istiyorsam bush olayım.

eğer bu manifestom işe yaramazsa blogger'ı kapattıracağımı da bilmenizi isterim.
devamı »
Bu postada 24 bikbik kere edilmiş
19:43 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , olarak fişlendi.
yağmurlu bir gün.. erkenden dışarı çıkmışım.. kahveye baktım kimseler yok.. biraz dolaştıktan sonra tekrar baktım, bizimkilerden birkaçı gelmiş.. konuşacak birilerini bulmanın sevinciyle oturdum, herkese benden bi çay söyledim. şaka lan şaka.. sadece kendime söyledim.

o sıralar gündemde taze taze israil-filistin meselesi var ve kendi aramızda bu konu hakkında konuşuyoruz..

bizim kahve küçük çaplı bi yer olduğundan ve sesimizi biraz fazla yükselttiğimizden olacak ki, oyun oynayan emeklileri izleyen bi amcam bize kulak vermiş.. konuyu idrak ettikten sonra ayağa kalkıp yaklaştı ve "hamas israile bilmem kaç bomba atmasaydı, bunlar olmayacaktı" dedi. "peki" dedim. "hamasın israili bombalamış olması, yapılan katliamları haklı çıkarır mı?". yüz ifadesi biraz değişti ve "ben kaç yıllık eğitimciyim ve bu yapılanların doğru olduğunu söyleyemem." dedi.

yerine gitti ve oturdu. bizde napsak, napsak dedik ve tavla oynamaya karar verdik. çok çekişmeli bir maç oluyordu. tribünler susmuş, adeta tarihi bir zafer bekliyorlardı. tam o sırada, aynı amca yanımıza geldi. tribünlerin hevesi kursağında kalmıştı. yaşlı amca, hamdi'ye bazı sorular yöneltiyordu.. soruları cevaplamaya çalışan hamdi artık oyundan kopmuştu. dış mihrakların oyunu olduğu apaçıktı. bunu fırsat bilen rakibi w.i.i., ani hamleler yapıp hamdi'yi gafil avlıyordu. tam o sırada hamdi'nin aklına süpermenden bir anekdot aktarmak geldi. amacı neydi? bundan sonraki bölümde ne olacaktı? kafamız karışmıştı?

hamdi, süpermenin uçma hikayesini gayet amaçsız bir şekilde aktardıktan sonra sıranın başka birine geçmesi gerekiyordu. yaşlı amcam bu fırsatı değerlendirdi ve beklenen cümleyi kurdu. "gençler.. bende bişi anlatıyım şimdi size.."

hikayesini anlattı ama bu hikayenin bir amacı vardı. açık ve net bir şekilde anlaşılabiliyordu. kendine has, ulvi amacı olan bir hikaye.. bir telkin metodu.. bir pazarlama tekniği.. tanımlanamayan bir cisim? yaşlı amcam yılların eğitimci tecrübesini konuşturmuş ve götünden uydurduğu hikayesini biz dinleyicilere şahane bir şekilde anlatmıştı. her duyduğuna inanan ben ve benim gibi salak arkadaşlarımda kendimizce hikayeden dersler çıkarmıştık. "vay anasını bee..", "bunların hepsi böyle abi.." gibi..
devamı »
Bu postada 2 bikbik kere edilmiş
25 Ocak 2009 Pazar 00:54 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , olarak fişlendi.
facebok hesabınızı kapatmak hiç bu kadar kolay olmamıştı! evet bu kadar da iddialıyım. 3 adımda facebok hesabını kapatmanın yolunu bulup icat ettikten sonra keşfetmenin kıvancını yaşıoyrumm. o kadar heycanlandım ki, insanlığa bu iyiliği yaparkene ellerim ayaklarım ayakta parmaklarım.. kaç?

sonunda günler geceler süren araştırmalarım sonuç verdi ve 3 adımda facebok, facebook, feyzbuk, feysbuk, feysbok ve ne demek istiyorsanız onu kapamanın kısayolunu buldum. insanlık adına büyük bir adım attığımın farkındayım ve şımarmıyorum.

hamdi vizyonuyok facebok hesabını kapatmanın 3 adımını kıvançla sunmaktan gurur yalar.

1.adım : fareyi elinize alıp ekranın sağına doğru sürükleyin. sonuna gelince yukarı doğru sürükleyin. şimdi bi ince ayar yapmamız gerekecek. orda ayarlar deyü bi yer var. önce bi ona odaklanın ve bir ki üç dedikten sonra harekete geçip farenin şeysini üstüne getirin. derin bi nefes aldıktan sonra açılan yerden hesap ayarlarına dıklayın.









2. adım :
hesap ayarlarına girdikten sonra, en altın biraz üstünde hesabı dondur deyü bi şey var. şimdi de hesabı dondurun sağ tarafındaki dondur yazan yere kilitlenip, bir ki üç dedikten sonra harekete geçin ve hızlı bir şekilde dıklayın. ve.. bekleyin..





 

3. adım : açılan sayfada aşağıdaki gibi bişey çıkacak. kendinize en uygun seçeneğe dıklayıp hesabımı dondura dıklayın.. hayırlı uğurlu olsun.. bi daha girende top olsun.



işlerinizi kolaylaştıracak yeni procelerimlen tekrar görüşmek üzere.. ister esenlen kalın ister sevgiylen kalın. hadi görüşürük.
devamı »
Bu postada 11 bikbik kere edilmiş
17 Ocak 2009 Cumartesi 18:13 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , , , olarak fişlendi.
meraba sayın okuyucu. yine, yeni bi ölmeden önce oynanması gereken oyunlar serisiyle tekrar karşınızdayım. geçen sefer ki yazımda en son world of warcraft’ı yazabilmiş ve mmorpg aşkım, canım ciğerim lady sylvanas’ımı hatırlayınca devam edememiştim. hatta yazının tam da o kısmında göz yaşlarımı tutamayıp, mönitörümü öylesine hızlı çarpıştırmıştım ki.. kırıldı. olan yine bana oldu.

bu yazımızda da yine online olarak oynanan oyunlardan birkaç tanesine değinmek istedim zira internetsiz oynanan, single player tadında oyunlar artık kimseyi kesmez oldu.. en azından beni hiç kesmiyor. illa ki toplum halinde yaşamam, toplum içinde bir yer edinmem, etkileşmem lazım. böylesi daha zevkli oluyor.

hamdi vizyonuyok şebekesi ölmeden önce mutlaka oynamanız gereken browser(internet explorer gibim) tabanlı oyunları sunmaktan gurur duyar. yanlış okumadınız.. bu sefer de şebeke olasım geldi ama naylon değil!! buraya dikkat..

popmundo eski adı ile popomundo, yeni adı ile popmundodur. dar anlamda popmundo ve geniş anlamda popmundo olmak üzere iki adet tanımı bulunmaktadır.

dar anlamda, sanal şöhret oyunudur. bu tanımın üzerinde durmaya bile gerek yoktur zira dardır..

geniş anlamda, sanal şöhretin istenildiğinde gerçek şöhrete dönüştürülebildiği bir oyundur. geniş anlamda popmundo yaklaşımını savunan bilimadamlarına göre, şöhretinizi en azından karı kız düşürmek için rahatlıkla kullanabilirsiniz. bu bağlamda şöhretiniz sanal olmakla kalmayıp, icraata dönüşür. bence de mantıklı bi yaklaşımdır.

popmundo, müzik endüstrisi odaklı bir oyundur. kendinize ait bir karakter seçmekle başlarsınız ve şöhret olma yolunda hangi yetenekler gerekiyorsa geliştirirsiniz. isterseniz hadise olup düm tek tek deyü bir şarkı bile besteleyebilirsiniz. gerçek zamanlı olduğundan olacak ki, bilgisayar başında saatlerce bekleseniz de yeteneklerinizin gelişmesine yardımcı olmaz. oyun içinde sanal şöhret olma yolunda kullanabileceğiniz her türlü enstrüman mevcuttur. çamur atmak, çirkeflik yapmak gibi enstrümanlar, şöhret olma yolunda köşe olarak kabul edilir. köşeyi dönebilirseniz, harikuleyt.

ogame uzay gemisi saldırtmaca oyunu. kendinize ait bi gezegeniniz olur. bişiler bişiler geliştirdikten sonra sömürge kurabilir duruma gelirsiniz. sömürgeleri tamamladıktan sonra gemi basmaya başlarsınız. komuta gemisi haricinde gemi basmak gereksizdir. son olarak ölüm yıldızını da yaptınız mı, tamam.. artık saldırıya geçebilirsiniz. saçma sapan hesaplar yapılır ve saldırıya geçilir. dakikalar değil saniyelerin bile hayati önemi vardır. çalar saatinizi bu oyun için kurmak zorundasınızdır. geceleri uyumayıp başkalarının filolarını vurmak zorundasınızdır. hatta sizin gibi bi sürü manyak toplayıp organize olabilir ve organize manyaklar olarak gecenin geç saatlerine kadar birilerinin filolarını indirmek için uğraşabilirsiniz. vurduktan sonrası çok zevklidir çünkü karşı tarafın filolarını vurduğunuza dair bir mesaj alırsınız. bi de kendinizi filoların iniş saatlerine göre ayarlamanız var ki takdire şayan.. filolarım indi mi acıbaa? on üzerinden çogiyi.

sanalika çogiyi bi oyun. bi karakter oluşturuyorsunuz ve seviyeli bir ilişki arayan hatun kişilerle, seviyeli muhabbet ediyorsunuz. küfür etmek haricinde herşey serbest.. üç boyutlu karakterinizle hatun kişisi karakterlere gidip laf atabiliyorsunuz. herhangi bir yerde oturan hatun kişinin yanına hiçbir soru sormadan oturabilip yakınlaşabiliyorsunuz. slm, asl pls?, nrdn? gibi sorular sorup karşı cinsinizi şaşkınlıklardan şaşılıklara sürükleyebiliyorsunuz. kahvehaneye gidip tavla oynayabiliyor, okey atabiliyorsunuz. otele gidip odanıza girebiliyorsunuz ama şimdilik herhangi bir atraksiyone yapamıyorsunuz. on üzerinden yıldızlı pekiyi.

travian – sanal köy kurdurmaç ve saldırmaç oyunu. önce bi ırk seçiyosunuz. ırkların herbirinin özelliği bambaşka. sonra bi köyünüz oluyor ve geliştiriyorsunuz. geliştirirken saldıran ırkı seçtiyseniz durmadan bi yerlere saldırıyorsunuz. defans yapan ırkı seçtiyseniz sürekli savunuyorsunuz. dengeli ırkı seçtiyseniz bazen savunuyor, bazen saldırıyorsunuz. acayip eğlenceli ve bi o kadar bağlayıcı ve bi o kadar detaylı bi oyun. yani iki dakika da öğrenilebilecek bişey değil. yıllarınızı vermeniz lazım ki ancak o zaman tam bi traviano olabilirsiniz. on üzerinden anbilivilibılı.

second life – ikinci hayat kurdurmaç oyunu. gerçek hayatta neler yapabiliyorsanız, bu oyunda da yapabiliyorsunuz. hatta burada söz konusu egomuz olduğundan, daha fazlasını yapabiliyoruz. esas olarak popmundo’dan farkı olmayan bir role playing yani rol yapmaca oyunu, tek farkı sadece müzik endüstrisi ile sınırlı kalmamış olması. bi de üç boyutlu grafikleri filan olduğundan herşey daha bi gerçekçi. o kadar gerçekçi ki; eşinizle beraber oynayıp, oyun vasıtasıyla bir bahane üretebilir ve akabinde boşanabilirsiniz.. on üzerinden üçyüsbeşyüs.

iveet, ilk defa 5 oyun diyip beş oyun tanıtımı yapmış bulunmaktayım. mutluyum, gururluyum. daha farklı yeni nesil uyuşturucularla, daha farklı bir yazıda görüşmek üzere.. esen kalın.
devamı »
Bu postada 27 bikbik kere edilmiş
7 Ocak 2009 Çarşamba 14:11 tarihinde yazıldıktan sonra , , , olarak fişlendi.
efenim, bendeniz ablam mimlemiş. mimi gönderirkende acele yıldırım mim şeklinde göndermiş ki hemencecik cevapmam lazım. öncelikle kendisine burdan teşekkür ediyorum, sonralıkla kaybolmayan sakız istiyorum.

mim'in konusu anladığım kadarıyla yok ama içeriği pek geniş maşşallah. 20 sorudan oluşan bi mim olmuş.. böylesine kolay ve faideli bir mimin, yayında ve yapımda emeği geçen yedi ceddine teşekkürler.

1.En sevdiğiniz kelime nedir?

kelimeler arasında ayrım seçim yapmadığımdan olacak ki hepisini ayrı ayrı severim. özellikle ingilizce menşeili kelimelere karşı ayrı bi hassasiyetim var. diğer kelimeler alınmasınlar lütfen ama onları daha bi çok severim. böyle söylerken ağzımın şekilden şekile girip, başkalarının beni ingilizce biliyor sanması yok mu mesela.. harikuleyt

2. En nefret ettiğiniz kelime nedir?

en nefret ettiğim kelimeler de mesela eski dilde kullanılan kelimeler. hani osmanlıca mıdır nedir? kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz koardeşim falan oluyorum yaanee..

3. Sizi ne heyecanlandırır?

bu sorunun cevabını tam olarak bilemedim. metabolizmam öylesine acayip ki durduk yerden adrenalin salgılamaya başlıyor. nooldu olm yine? diyorum ses vermiyor. böylelikle neye karşı heyecanlandığımı anlayamamış oluyorum. terbikler.

4. Heyecanınızı ne öldürür?

şimdiye kadar gözlemlediğim kadarıyla tuvalete gitmek benim heyecanımı öldürüyor. evet evet çok ilginç olabilir ama tuvalet denilen yerde öylesine rahatlıyorum kii.

5. En sevdiğiniz ses nedir?

en sevdiğim ses, kalın do'dur.

6. Nefret ettiğiniz ses nedir?

en nefret ettiğim ses do'dan sonra gelen re'dir. re'yi neden do'dan sonra koyduklarını hep merak ettim. hala da merak ederim. notaları icat edenlere selamlar.

7. Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?

bu soru biraz saçma olmuş ama olsun. yapmak istemediğim mesleği yapmak istemem mesela. yapmak istemediğim meslekte astronotluk olsun.

8. Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz?

doğal olupta sahip olmak istediğim bi yetenek yok gibi görünüyor ama olağanüstü bi yetenek deseydin, uçabilmem kuvvetle muhtemelle.

9. Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?

kendim olmasaydım, sobalı evde büyümüş çocuk olurdum.

10. Nerede yaşamak isterdiniz?

plüton'da yaşamak isterdim zira gezegenliğini iptal ettiklerinden beri dünyalılardan daha az haber alır olmuşlar.

11. En önemli kusurunuz nedir?

en önemli kusurum, kişisel gelişim zırvalıklarına inanılmaz derecede inanmış olmam ve başarılı olmak için kıçımı yırtmamdır heralde ama tam bilemedim.

12. Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?

toplum içinde burun karıştırmak ve osurmak... ama iran'lıların yanında osurunca size demediklerini bırakmıyorlar, dikkat edin.

13. Kahramanınız kim?

sonunu düşünmeyen adam.

14. En çok kullandığınız küfür nedir?

sık kullanılanlarımda her zaman birden fazla küfür bulunduğu için, hangisini söylesem diğerine haksızlık olacak. onünçün pas diyorum.

15. Şu anki ruh haliniz nasıl?

bu sorunun aynısını bende şimdi ruh halime soruyordum ama cevap alamadım. bi dış görünüşü filan olsa nasıl olduğunu anlayabilirdim ama öyle bişi de yoook?

16. Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?

katranı kaynatsan olur mu şeker, cinsini bilmem naaptığım cinsine çeker sözü hayat felsefemin temellerini oluşturur çünkü ben genetik bilimine sonuna kadar inanan biriyim. hatta babama gidip sen bu yaştayken hangi hataları yaptıydın? diye sorarım.. sonra bi bakarım ki bende aynı hataları yapmışım. hayat ne tuhaf.

17. Mutluluk rüyanız nedir?

bütün dünya buna inansa, hayat bayram olsa filan demem lazım.

18. Sizce mutsuzluğun tanımı nedir?

bence mutsuzluk, mutluluk'un tam tersidir. kendi arasında ikiye ayrılır. dolaylı mutsuzluk ve dolaysız mutsuzluk. hatta bazı bilimadamlarının, spesifik mutsuzluk ve advolarem mutsuzluk olarak ikiye ayırdıkları da görülmüştür.

19. Nasıl ölmek istersiniz?

nasıl ölmeye layıksam o şekilde ölmek isterim. şerefsizin önde gideniysem, sürüne sürüne.. çok şeker bi insansam, bi anda..

20. Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı’nın size kapıda ne söylemesini istersiniz?

bu işlerin sipariş usulü olmadığını bilebilecek durumdayım. evet.

maslow'un teorisi kadar olmasa da çoguzun bi mimmiş. isteyen varsa beri gelsin.
devamı »
Bu postada 24 bikbik kere edilmiş
4 Ocak 2009 Pazar 17:11 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , olarak fişlendi.
meraba sayın okuyucu, bugüne kadar ölmeden önce oynamamız gereken oyunlardan, girmemiz gereken sitelere kadar çok faideli bilgilerden bahsettiydim. dün başıma gelen bi olaydan sonra ölmeden önce yapılması gerekenlerin listelendiği son derece ciddi, bi o kadar da bilimsel bir yazı yazmaya karar verdim. zira ben böyle yaptım, ölmedim.

malumunuz türkiye'nin en bilimsel bilogu, en bilimsel bilog yazarı ve en popiler bilog yazarı kategorilerinde oscar'a aday gösterilme ihtimalim var. tabi bunlardan sizin haberiniz yok amma bana gelen meyillerde tam olarak böyle laflar sokuluyor.

iveet.. yine bilimsel bir yazı, yine ben. interneti bilgi edinmek için kullanır olduğumdan beri çok bilimsel adımlar attım, çok bilimsel adım atanlar gördüm. her oturuşumda bi makale çıkarasım, akademik yayınlarda yayınlanasım geliyor amma o kadar torpil bulamadım henüz. inşallah bi gün dayımın oğlu devlet kademesinde yüksek bi yerlere gelirse, o zaman beni profösör yapacak. sanırım yine konudan uzaklaştım, yine sapıttırdım. kusra kalmayın gari.

bu arada dün başıma gelen olayı yazmadan da edemeyecem. bi arkadaşımlan beraber bi yerde oturuyoz. bi yer diyince hemen gaave'de oturduğumu sanmayın, çok fena şaşırtırım aklınız almaz. bi alışveriş merkezinin en üst katındaki cafelerden birinde oturuyoz. dadlı dadlı, tatlılarımızı yeyor, sohbet mahabbet edeyor iken birinin bağırarak bize doğru yaklaştığını gördüm. ilk aklıma gelen, polislerin sıradan kimlik kontrolü oldu amma durumlar hiçte öyle değilmiş. meğer alışveriş merkezinin alt katlarından birinde yangın çıkmış ve her an patlayabilir durumda tatlılarımızı yeyormuşuz. durumu anladıktan sonra hemen bi kalktık, dooğruca çıkışa doğru yöneldik. işte tam burda benim kafamda şimşekler çaktı.. bilimsel bir araştırma yapmam lazımdı. hatta yaptığım araştırmayı isviçreli bilimadamlarına onaylattırmam lazımdı ki güvenilir olsun. ve......

hamdi vizyonuyok, ölmeden önce yapmanız gereken hakikatleri dilbilgisi kurallarına dikkat ederekten sunmaktan gurur duyar.

panik yapmayın -
öleceğinizden emin olsanız bile panik yapmayın. öleceğiniz varsa zaten kurtuluşunuz yok. hem ilk defa ölen kişi de siz olmayacaksınız. onunçün yapmayın, etmeyin, sakin olun!

yavaşça ayağa kalkın - panik yapmış olsanız bile aniden yerinizden fırlamayın. önce bi bacak bacak üstüne attıysanız, bacağınızı indirin. sonra oturduğunuz sandalyeyi geriye doğru itin. bi yerden destek alıp yavaşça ayağa kalkın.

kasaya doğru yönelin - tabi, ayağa kalkmışken kasaya uğramamak olmaz. kasaya doğru giderken, görevli hanımkızlarımıza dönüp ölmeden önce hesabı da ödeyelim bari diyin ve tepkilerini merak edin. büyük ihtimalle Allah korusun, olur mu öyle şey türü bir tepki alacaksınız ama gülmeyin. ayıp etmeyin.

hesabı ödeyin - olur da ölmezseniz, dükkan sahibinin arkanızdan hesabı da ödemeden gitti ibneler demesini istemezsiniz değil mi? böyle birşey denilmesini isterseniz ödemeyin, istemezseniz ödeyin. burasını yoruma açık bırakıyorum.

yürüyen merdivenlere yönelin - koca alışveriş merkezi patladı, patlayacak. arkanızda azrail'in nefes alıp verişini hissedebiliyorsunuz.. bi falsonuzu bekliyor.. ne kadar da heyecanlı. şimdi.. doğruca yürüyen merdivenlere binip, aheste aheste aşağı inin.

şaşırmayın - inerken yukarı katlardaki korkuluklara yaslanıp, sizin halinize gülenlere şaşırmayın. kendileri, altmışbeşinci boyutta yaşıyor olduklarından patlamadan etkilenmeyeceklerdir. siz önünüze bakıp inmeye devam edin.

konuşmayın - alt katlara indikçe yoğun gaz kokusunun, ciğerlerinize doğru dolduğunu hissedeceksiniz. konuştukça batarsınız, ben diyiviriyim. sonra vay ben zehirlendim, vay ben öldüm diye bana gelmeyin.

gülmeyin - her an ölebileceğiniz ihtimalini göz önünde bulundurun. hiçkimse gülen bi yüz ifadesiyle ölmek istemez değil mi? cevabınız evetse müteşekkir.

meraklanmayın - alışveriş merkezinin kapısının önünde patlamayı beklemeyin. zira kapısının önünde meraklı kalabalığı göreceksiniz. siz onlara uymayın. onlara bişi olmaz, size olur mazallah.

şimdilik bu kadar sayın okuyucu. başka bir patlama tehlikesinde, başka bir alışveriş merkezinde tekrar görüşmek üzere.. esen kalın. ucuz atlattık ellam.
devamı »
Bu postada 13 bikbik kere edilmiş
1 Ocak 2009 Perşembe 03:58 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , olarak fişlendi.
vakti zamanında, pireler barbar iken, develer tellak iken melankolikdeli mimlediydi. kendisine burdan çok teşkürlerimi sunarım. mimlenmeyi pek seviyom ben. bilog yazmanın ayrıcalıklarından biri olarak görüyom. aslında bi konu hakkında düşünceleri merak edilen bi yazara kurulan bi pusu olarakta nitelenebiliyormuş. bazı bilog yazarları ise bu mimleme olayında pek bi maricinaller maşşalah. mesela ben kimsenin mimine cevap vermiyom, ben maricinalim diye çıkanlar olabiliyor. sosyologlarımdan aldığım bilgilere göre bu davranış, yeni ergenlerde görülen tipik, maricinal olma ve kendini sürüden ayırma eğilimi olarak nitelenebilirmiş. ama zamanla bu insanlarda aslında sürüden ayrılamayacaklarının farkına varacaklarmış. vurmayın hemen, ben demiyom bunları.. sosyologlarım diyor.. yine konudan sapıttırdım galiba, konuya doğru döneyim.

mimi bu kadar geciktirmemin sebebi, ttnet'in internetimi kapamış olmasıydı zira yazıyla iki, sayıyla 2 gündür internete giremiyom. duyduğumuza göre bizim santralden bağlanan terbiyesiz birisi porno sitelere girmiş. dolayısıyla ttnet'te santrali 2 günlüğüne erişime kapamış. santrale gidip baktığımda kapısında bu santral mahkeme kararıyla erişime kapatılmıştır. yazıyordu. yani söylentiler, hagaten doğruymuş.

mimimin konusu, acaba ben görür müyüm? idi. ben biraz kendime göre değiştirdim konuyu ama esas itibariyle aynı.. ben göremem, torunlarım belki demek ne demek sayın okuyucu? sorarım saa.

  • kutumdan 500.000 yetele çıkacağını
  • noel babanın, babalara geleceğini
  • peru'dan adam çıkacağını
  • yataktayız diye bi yarışma programı olacağını
  • kızların teklif edeceğini
  • prison break'in mutlu sonla biteceğini
  • sayısal loto'dan bigün 4 8 15 16 23 42 sayılarının kazanacağını
  • türkiye'nin bigün hagaten gelişmiş ülkeler sınıfına dahil olacağını
gibi bi sürü ben göremem, torumlarım belki dediğim şey varmış. daha bi sürü yazardım ama yazarken ölüp kalmaktan korktum.

mim'i geç cevaplasam da burdan birilerine göndermek istioyrummm. kimi seçtim pikaçu dioyrumm ve hem maricinal, hem mim yanıtlamayı seven ve aynı zamanda bilog yazarı olan hülyakonar ve bendeniz ablalarıma gönderioyrumm. mim'in asıl başlığı "acaba ben görür müyüm?".. ona göre heee. hadi hörmetler sayın abim.
devamı »
Bu postada 13 bikbik kere edilmiş