28 Kasım 2008 Cuma 20:01 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , olarak fişlendi.
bulmacalara karşı anbilivılıbılı bi zaafım var. gördüğüm yerde doldurmak isterim. geçenlerde farkettim de yılların tecrübesiylen artık kendimde bulmaca hazırlayabilir duruma gelmişim.. hatta kendi kendime bi bulmaca hazırlayıp çözüvermişim ayaküstü.. noluyor lan demeye kalmadan tam sayfa çözümü gözümün önünde beliriverdi?!

belki benim gibi bulmaca meraklısı olanlar vardır diye hazırlayıp çözdüğüm bi bulmacayı paylaşmak istedim. bulmacamı biraz daha çekici yapmak için bir de hediye koydum. çözeni ayın okuru köşemden aleme ifşa edeceğim. neyse lafı fazlaca uzatmadan bulmacamı paylaşayım. emeğe saygı!

iki durum arasındaki iki farkı bulmanız gerekiyor.. oldukça basit. sadece iki fark..

durum-1 :
genç bi kızımız var ve internet alemindeki bilogundan düzenli olarak yazıyor. bir bağyan olarak yaşadıklarını anlatıyor.. belki de yaşamak istediklerini.. içinden geçen herşeyi ifade edebiliyor. seviştiği erkeklerden tutun da yakın arkadaşının erkek arkadaşına karşı hissetiklerine kadar.. fantaziler havada uçuşuyor.. o kadar şeffaf, o kadar masumane duygular ki bunlar.. kimse yadırgamıyor. okuyanların hoşuna gidiyor.

durum-2 : genç bi deliğkanlımız var ve internet alemindeki bilogundan düzenli olarak yazıyor. bir erkek olarak yaşadıklarını anlatıyor.. belki de yaşamak istediklerini.. içinden geçen herşeyi ifade edebiliyor. seviştiği bağyanlardan tutun da sevgilisinin en yakın arkadaşına sulandığına kadar.. fantaziler havada uçuşuyor.. o kadar hayvani, o kadar sapık duygular ki bunlar.. kimsenin hoşuna gitmiyor.

iki durum arasındaki fark aslında sorunun içinde verilmiş gibi değil mi? birinci durum herkesin hoşuna giderken ikinci durum kimsenin hoşuna gitmiyor.. ama bu malesef iki farktan biri değil..
devamı »
Bu postada 24 bikbik kere edilmiş
25 Kasım 2008 Salı 19:27 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , olarak fişlendi.
bazı bazı kendimi bi bok sanıyorum. bi havalara girmeler.. bi şekil bi şey olmalar falan filan. çok şükür şimdilerde internet denilen şey var da artık bi hastalığımız, bi derdimiz olduğunda "acıbaa benlen aynı durumda olan kişiler var mıdır?" diye merak ettiğimiz şeyleri araştırabiliyoruz. zira öyle de yaptım mesela.. ama nafile. kendini bi bok sanıpta, o boktan durumunu yazan birilerini bulamadım bi türlü..

sadece bende olan birşey olabileceğinden şüphelendim ama bulunmaz hint kumaşı olmadığıma göre, öyle birşey de olamaz dedim.. eh? o zaman benimle aynı durumda olan diğerleri, sürekli olarak kendilerini bi bok sandıklarından durumlarının farkına varamıyorlar sonucuna ulaştım.

düşündüm taşındım.. bundan gerü divanda, dergahta, bergahta bu duruma bok sendromu denilsin dedim. sonra bi daha düşündüm. hoşuma gitti lan.. bok sendromu.. söylerken ağız şekilden şekile giriyor.. duyan bi bok sanıyor yahu. negzel..

neyse asıl değinmek istediğim konu bu değildi..

internette geziniyorum yine.. biloglardan biloglara akıyorum hafız modundayım. bişiler okumak zorunda kalıyorum ve yorum yapasım geliyor aniden. yazıyorum.. yazıyorum.. gönderdikten sonra bişiler yazıyor orda.. mesajınız yöneticinin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır. sabrettiğiniz için teşekkür ederiz. acayip havalı birşey vesselam. bende böyle yapmaya karar verdim. öyle her isteyen yorum yapamasın deyü düşündüm. en azından yorum yaptıktan sonra yorumlarının hemen yayınlanmadığını görünce göt olsunlar ve beni bi bok sansınlar dedim.

sonra.. bi daha düşündüm ve vazgeçtim. ben zaten kendimi bi bok sanıyorum.. ne gerek var ki başkasının beni bi bok sanmasına.. hem zaten her lafa verecek bir cevabım var.. hadi eyi günler.
devamı »
Bu postada 21 bikbik kere edilmiş
24 Kasım 2008 Pazartesi 11:38 tarihinde yazıldıktan sonra , , , olarak fişlendi.
yine bir şehirden başka bir şehre doğru, şehirlerarası bir yolculuk yapıyorum.. yanımda 20'li yaşlarda bir deliğganlı oturuyor. insanları önce dış görünüşüne göre değerlendirdiğimden olacak ki önce bi üstüne başına bakıyorum. serseri diye fişledikten sonra aslı astarı nedir öğrenmeye koyuluyorum.

klasik ve klişik muhabbete giriş cümleleri..

yolculuk nereye hemşerim?

cevap veriyor ama muhabbeti uzatmaya pek meyilli değil gibi gibi.. ikinci sorumu yöneltmem lazım..

öğrenci misin?

öğrenci olmadığını, alçı dekorasyon işleriylen meşgul olduğunu söylüyor. hatta ustaymış. bu yaşta usta olduğunu öğrenince biraz şaşırıyorum tabi. konuşmasından doğu kökenli olduğu belli gibi gibi.. neyse muhabbete meyillendirdim biraz da olsun. bana birkaç soru sordu. sonra konuyu yine kendine getirdim. anlatmaya başladı..

keşke dedi.. bende okuyabilseydim.. çokta istekliydim ama olmadı dedi. teselli ettim birazcık. okuyanlar sanki bi bok mu oluyor dedim. sen en azından sevdiğin işi yapıyormuşun bak dedim. sonra niye okuyamadığı kısmına geldik..

ilkokula başladığında öğretmeninin bunu ilk sıraya oturttuğunu ve her dersten önce bi güzel dövdüğünü anlattı. sebebini sordum. bilmediğini söyledi..

ee dedim?

birgün dedi, evimden yanıma bıçak alarak gittim.. aynı şekilde dayağımı yedikten sonra öğretmeni bıçakladım.. dedi. sonrasında mahkemelik olduğunu ve okuldan kaydının silindiğini söyledi. bi daha da okuyamamış.. inşaatlarda çalışa çalışa usta olmuş sonunda.. hala inşaatlardaymış.. okuma yazması olmadığından ehliyeti yok.. ama arabası var.. doğan görünümlü şahin.. iyi hareketler yapılıyor diyor, deli pati çekiyormuş arabası..

vay anasını dedim.. ne öğretmenler yetişmiş zamanında.. ne ustalar çıkarmışlar..
devamı »
Bu postada 5 bikbik kere edilmiş
16 Kasım 2008 Pazar 22:32 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , olarak fişlendi.
internet alemine daldığımdan beri öğrendiğim iki site oldu. ikisini de bizim amcoğlu öğretti amma ileride birgün kendisine çok fena kaydırmam kuvvetle muhtemelle.

birincisi blograzzi. alem-ül internetin paparazzisi gibim. bende böyle bi serbest çağrışım yapıyor yani. düşünüyorum düşünüyorum.. başka bişi de aklıma getiremiyorum. bu siteye bi giriyorum, bi blogdan öbür bloga allaaa akıyorum ortamlara hafız.. yeni gördüğüm bi yeri var bu sitenin.. popiler bloglar deyü.. bi baktım ki benim mütemiyende o listeye girmiş. nasıl olduğunu anlayamadım amma bi şekilde bu liste beni kendine bağladı. nasıl bi listeyse anlayamadım arkadaş. bi girdiğimde 5. oluyoruz, bi daha girdiğimde 3. oluyoruz. acayip heyecanlı bi yarış vesselam. şimdi kaçıncı olduk acıbaa diye merak ediyorum.. tekrar tekrar giriyorum paparazziye... iki dakka bilgisayarın başından ayrılıp televzondaki dizileride izleyemez oldum. hatta şimdiden başladım amcoğluna saydırmaya..

ikinciside facebok. ne menem bişeyse, durmadan birilerinin profilini inceliyorum. fotoğraflara bakıp bakıp iç geçiriyorum. ah ulan diyorum analar ne yiğitler şeyttiriyor.. eh dizilere ayırmam gereken zamanda arada kaynayıp gidiyor yahu..

olmazsa internet bağlantımı kestireceğim. hakkaten şeytan icadıymış bu alet, ben bugün bunu gördüm. iki dizi izleyip genel kültürümü artırmak varken uğraştığım şeylere bakın sayın seyirciler.

bu yazıyı okuyan birileri varsa aşağıya ne yapmam gerektiği konusunda yardımcı olsunlar. olmazlarsa da top olsunlar.. yardımcı olacakların elimden geldiğince terazilerine tıklayacağım. söz.. daha ne diyim lan. valla tıklayacam..
devamı »
Bu postada 22 bikbik kere edilmiş
15 Kasım 2008 Cumartesi 12:07 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , olarak fişlendi.
yine bizim amcoğlu, yine enteresan bi site.. facebok facebok dedi.. kafamın etini yedi. bi blog açtık hemen asosyal oluverdin dedi. bilgisayar başında fazla oturmak asosyallik göstergesiymiş meğersem. biraz arkadaş edin, ortamlara ak dedi.. bende hemen üye oldum.. en yakışıklı ve en uzun saçlı fotoğraflarımı yükledim.. şimdiden bi sürü arkadaşım oldu bile.. burası çok güzel bi siteymiş. içinde bi sürü kız var ve hepside tiki yahu.. körün istediği bir göz değil miydi?

burdan da bi ulusa sesleniş konuşması yapmak istedim. hem görüntülü hem canlısından. her zaman sayın başbakan yapacak değil ya. bizimde kendimize göre bi okuyucu kitlemiz var yahu. neyse blog yazmaya pek vaktim olmuyor bu sıralar.. malum facebok daha zevkli.. hadi görüşürüz kib.
devamı »
Bu postada 6 bikbik kere edilmiş
9 Kasım 2008 Pazar 22:33 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , olarak fişlendi.

gün geçmiyor ki yeni bir forward meyil almayayım sayın seyirciler. yine bi arkaşım göndermiş benimde hoşuma gitti. bu seferkini sadece yayınlamakla kalmayacağım ama.. bi soru bi cevap şeklinde gideyim.




Bu genc arkadas
Antalya Universitesi'in, aslanlar gibi iktidara direnen, rektorunun ogludur..
Bu iletiyi tek basina kaleme aldigini da ogrendim..
Helal olsun bu gence..
Bu yasta; bu kadar gozlem , bilgi ve ciddiyet....
Bizim Anadolu'muz ne cevherler yetistiriyor..
Okudukca gururlandim..
Ulkemizin yarini asla karanliklarda kalmayacak hatta bir gunes kadar parlak olacak..
Ben zaten umudumu asla kaybetmedim..!!!

Ne mutlu Turkum diyene.!!..mutlu boyle genclere..!!



~~~~~~~~~~~~~~
buraya kadar saygıdeğer arkadaşım yorumunu eklemiş. demekki aşağıda yazanlar fevkaladenin fevkinde hoşuna gitmiş. rektörün oğlunun yazdığını da belirtmiş ki okumamız lazım. önemli bir şahsiyet..

Sayın Can Dundar,

Ben Bilkent Universitesi Bilgisayar Muhendisliği bolumunde yuksek lisans
yapmakta olan bir oğrenciyim. Adım Ateş Akaydın.
okumuş etmiş adamım, bişeyler bilipte konuşacam ona göre diyor.. doğrusu ben şimdiden korkmaya başladım.

Ataturk ille ilgili yaptığınız belgeseli uzulerek soyluyorum hic
beğenmedim. Ozetle belgeselde rahatsiz oldugum konular şunlar:
eh ortada bir belgesel var ve beğenmemiş arkadaşımız. normal şeyler bunlar. özeti merak ettim şimdi.. okumaya devam edeyim.

Oncelikle, Vahdettin'in Ataturku bilinci olarak vatani kurtarmasi icin
Samsun'a gonderdiği konusundaki iddia halen tartışılan,temelsiz ve acık
soyleyim Fethullah taraftarları ve Osmanli sevdalilari tarafindan sIklikla
dile getirilen bir goruştur. Boyle bir konuya belgeselinizin son derece
taraflı yaklaşması kanimca cok uzucudur. Bilakis Vahdettin Ataturk icin
tutuklama ve idam karari cıkartılmasına on ayak olmuş biridir.
anladığım kadarıyla bu arkadaş bişeyler biliyor. o zamanları görmüş geçirmiş gibi geldi bana. baksanıza can dündar'a kafa tutuyor. bencede sen yanlış biliyor olabilirsin sayın Can Dündar! arkadaş bayağı bi kararlı yani.

Ikinci olarak, Mustafa Kemal'i Ataturk yapan ve en buyuk savaşlardan biri
Canakkale savaşına son derece az yer verilirken, Ataturk'un ozel hayatina,
ozellikle Madame Corinne'e yazdiği mektuplara gereksiz derecede cok yer
verilmistir.
hıhımm bu belgeselin adı neydi yahu? Mustafa? hah tamam. çanakkale savaşı belgeselinde Mustafa'nın özel hayatının ne işi var Allah aşkına?

Belgeselinizde Ataturk'un yuksek idealleri ve amaclari etrafinda
sekillenmek yerine, Ataturk'un aldigi - ve kanimca alinmasi Cumhuriyetimiz
icin hayati zorunluluk teskil eden - kimi kararları Ataturk'un kişiliğine
zarar verecek şekilde kullanmanız kabul edilemez. Ozellikle Ataturk'un
Ankara Meclisinin acılması sırasında takiyye yaptiğini ima eder şekildeki
aciklamalariniz, Ataturk’un Lenin kozunu oynadiğini dile getirirken
ustune vura vura “musluman ve komunist yoldaşlarım” şeklinde
ifadelerin gectiği gazete kupurlerine ozellikle yer vermeniz, uslup
acisindan cok uzucudur ve kullandiginiz ifadeler de Ataturk'umuzu dinsiz
bir komunist gibi gostermektedir. Bu olaylar ile ilgili gercekler,
maksatlar ve yontemler ayirt edilebilir şekilde ve duzgun bir uslup ile
sunulabilirdi ama siz bundan gordugum kadariyla kacinmissiniz.
Atatürk'ün kimi kararlarının hatalı olduğunu ima ederek niye samimileştiriyorsunuz ki demek istemiş.. aynı zamanda niye her insan gibi hata yapabileceğini gösteriyorsunuz ki demek istemiş sanırım. bu zamana kadar her yönüyle mükemmel bir insan olarak tanıtılan bir insanın hata yapması bencede mümkün değil. sayın Dündar yanlış yapmış. yalnız bir kelimeye takıldım ben burda.. dinsiz bir komünist gibi ne demek acaba yahu? neyse okumuş adam nede olsa.. bir bildiği vardır muhakkak..

Ataturk'un not defterindeki, kendisinin iktidara gelmesi halinde bir darbe
ile ve zorla sistemi baştan aşagıya değiştirecegi konusundaki ifadelerin
pek cok kere vurgulanmiş olmasi,Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının
liderleri ve silah arkadasları nı idama gondermiş olması ya da onları
bastırmış olması, Mussolini'nin ressamina bir portresini yaptırmıs
olmasına ve ressamin yorumlarina ozellikle yer verilmesi ve Avrupada kimi
gazeteler tarafından bir diktator olarak nitelendirilmesine ozellikle yer
verilmis olması bence Ataturk'un kişiliğine hakarettir.
bence demiş... kraldan çok kralcı olmak ne demekti yahu? serbest çağrışım falan oldum birden..

Yine ayni donemdeki gazeteler Ataturk'un dunya tarihinde bin yilda bir gorulen bir
dahi oldugunu beyan etmektedir. Ve sizin calismaniz, Ataturk'un butun
dunyanin kabul ettigi bir dahi ve gercek bir lider oldugunu adeta saklamak
ister bicimde secilmis gazete kupurleriyle doludur. Bunlar Ataturkumuzu
sanki bir diktator gibi gostermektedir!
kendimden örnek vereyim; ben oldum olası Atatürk'ün bir dahi ve gerçek bir lider olduğunu biliyorum mesela.. ilkokul'dan beri hepsini öğrendik. bu arkadaş tam idrak edememiş olacak ki niye aynı şeylerin tekrarlanmadığını sormuş. bence haklı yani. bu millet balık hafızalı nede olsa değil mi? tekrarlamak lazım..

Size soruyorum sayin Dundar siz Şeriatla ve Faşizmle yonetilen bir ulkede Cumhuriyeti getirmeyi başaran,
kadınları sosyal hayata katan, nerdeyse hic okuma yazma bilmeyen bir halkı
10 sene gibi kısa bir surede okuma yazma bilir hale getiren kac tane
diktator gordunuz? Medeniyet icin gerekli yol ve yordamları lutfen
diktatorlukle karistirmayiniz. Siz Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının
irticai faliyetlerinden bahsettiniz mi? Kubilay olayindan ve Ataturke
gonlunu vermis diger kemalistlerden bahsettiniz mi? Gercekten bir
diktatorluk ve faşizm ornegi gormek istiyorsaniz lutfen bir İran'a bakin
bir Misir'a bakin, Afganistan'a, Pakistan'a bakin. Ve hatta hatta
ozellikle AKP iktidariyla birlikte son donem Turkiye'sine bakin.
hımm diktatör kelimesi hakikaten bişeyler biliyor imajı veriyor. bende kullanıcam bundan sonra. kendi kendine Can Dündar'ın Atatürk'e diktatör dediğini söylüyor ve sorguluyor. öyle bir sorguluyor ki, görende 10-20 diktatör görmüş geçirmiş sanır. belki de görmüştür. o zaman haklı..

Hele hele Turkiyemizde Ergenekon gibi eşi kara carşaflı ve kendisi imam
hatipli olan ve adı yolsuzluklara bulaşmış bir savcının yonettiği bir dava
varken, Ataturkcu dusunce derneginin uyeleri, profesorler, emekli
komutanlar, Cumhuriyet gazetesi yazarlari, Cumhuriyet mitinglerini
organize edenler, Cumhuriyetle yaşit olan insanlar ve halkin
bilinclenmesine gercekten yardım eden insanlar haklarindaki suclama bile
netlik kazanmadan ve onlara bildirilmeden tutuklanirken, ceza evlerinde
olume terkedilirken ve DARBECILIKLE suclanirken, sizin cikip da Ataturk'e
DARBECI demeniz igrenc ve acıklı bir benzetme olsa gerek!
ahahayt ben buna gülüyorum işte. bu arkadaş kadar okumadım ben belki ama Can Dündar bu belgeselin neresinde Atatürk'e darbeci diyor yahu.. tekrar izleyeyim ben olmazsa. kaçırdığım bi yerler var.. bi d

e ergenekon falan nerden çıktı şimdi.. konumuz belgesel değil miydi? neyse içinde kalmış olsa gerek..

Turkiye'nin her gun PKK teroru yuzunden sehit verdigi gunumuzde, ulke ic
savaşın ve bolunmenin eşiğine gelmişken, o kadar sacmalıkla doldurdugunuz
belgeselinizin arasında sanki cok gerek varmiş gibi 'Ataturk de Kurtlere
Ozerklik verilmesi ile ilgili konusmustu' gibi ifadeler kullaniyor olmaniz
yangina benzinle gitmek demek degil de nedir sayin Dundar? Sizin
belgeseliniz vizyona girdigi sırada farkındamısınız ki mecliste DTPliler
guzelim ulkemi 25 parcaya bolebilmek icin uğraşmaktaydı?
burada birşeyler ima etmeye çalışmış ama vizyonum yetmedi.

Ataturk'un gunde bir şişe raki bitiren, sarhoş ve yalniz bir adam olarak
nitelenmiş olması ve devletin onemli meselelerinin tartisildigi ve
Cumhuriyetin coşkusunun yaşandığı Ataturk'un sofrasinin bayagi ve sıkıcı
olarak gosterilmesi de ayrı bir konu...
ben diyorum size bu arkadaş birşeyler biliyor diye.. Atatürk'ün sofrasında yemek yemişliği bile vardır belki? o kadar emin konuşuyor.

Sayin Sureyya Ciliv'in ve Turkcell'in sponsorlugunuzu yapmaktan vazgecmiş
olmasına şaşmamak gerek. Zaten bu karar bile nasil bir manzara ile
karşilaşacagimizi işin en başindan haber vermişti. Zaten size olsa olsa
'Bizim Universitemizde Ataturku bile eleştirebilirsiniz' diyen vakıf
universiteleri sponsor olabilirdi ve oldu.
burda bence çok doğru konuşmuş.. Atatürk'ü eleştirmek kimsenin haddi değil!

Sonuc olarak ben bu belgeseli izledikten sonra sizi gercekten cok
ayipladim. Siz benim eskiden tanidiğim Can Dundar olmaktan cıkmışsınız. Bu
yapim kanimca sadece iki maksatla yapilmiş olabilir diye dusunuyorum. Ya
siz Cumhuriyet'in ve Kemalizm'in ilkelerine ters dusup
fethullahcilarin,yobazların ve boluculerin ekmegine yag surer bir hale
geldiniz ya da entellektuel anlamda Turkiye'de vatan sevdasini, Ataturk
sevdasini yitirmis kimi sanatcilar ve yazarlar gibi doğru bilinen ve kabul
edilen degerlere radikal ve uygunsuz bir şekilde ters duşuyor olmanin
sanat olduğunu dusunmeye başladiniz. Şahsen ben Turkiyenin ikinci bir
Orhan Pamuk'a ihtiyacı olduğunu duşunmuyorum.
Türkiye'de iki kesim var zaten. biri fetullahçılar diğeri kemalistler. biri olmazsan biri olursun demiş. başka bişeyde anlamadım bu kısımdan.

Şayet size Ataturk'umuze diktator diyen O Avrupadan ya da O Amerikadan
birkac ay icinde 'Mustafa' dan oturu oduller yağmaya başlarsa lutfen bu
dediklerimi hatirlayiniz ve ozellikle Şevket Sureyya Aydemir'in 'Tek
Adam''ini Ataturk';un 'Nutuk''unu tekrar ve bu sefer anlayarak
okuyunuz ve Mustafa;ya Ataturk demeyi ogreniniz!
şayet ödül alırsanız, yanınıza gelir "ben demiştim" derim demiş. buraya da yazmış ki yalancı çıkmasın sonradan. ne kadar ilerigörüşlü biri yahu. ağzım açık kaldı.

Vakit ayirdiginiz icin tesekkur ederim,

Ateş Akaydın
biz teşekkür ederiz Ateş bey. yazılarınızı büyük bir ilgiyle takip ediyoruz. tekrar tekrar forward meyil gönderin, tekrar tekrar okuyalım. ama özet dediniz, kaç paragraf oldu yahu.. bu kadar uzun olmasın bi daha ki sefere mümkünse.. en baştaki arkadaşımın dediği gibi.. ülkemizde ne cevherler yetişiyor.. yalnız bu cevherlerin kafa yapısı hep aynı oluyor, sizin de dikkatinizi çekti mi?

vakti zamanında.. farklı fikirlerin olmadığı bir ortamda gelişme nasıl sağlanabilir ki demişti bi arkadaşım.. o zaman anlamamıştım ama şimdi daha iyi anladım. böyle farklı fikirler olacak ki gelişme sağlanacak demek ki..
devamı »
Bu postada 7 bikbik kere edilmiş
7 Kasım 2008 Cuma 17:39 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , olarak fişlendi.
forward meyil gönderen arkadaşlarımı pek severim. benim amcoğlu gibi bi amcoğulları olmadığı için blog açamadıklarını ve forward meyile mahkum olduklarını düşünürüm. çünkü blogum yokken bende forward meyilliydim. bazen hoşlarına giden şeyleri banada gönderirler ve benimde hoşuma gider. bi de lütfen sonuna kadar okuyun diye yazarlar ki lütfen okuyunu okuyunca kendimi okumaya mecburmuş gibi hissederim.. aşağıda da böyle hoşuma giden ve okumak zorunda kaldığım bi meyil var;

Matematik sınav sorusu / gerçektir.
Lütfen sonuna kadar okuyun.


Soru, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesinin İşletme Matematiği kitabından gerçek bir alıntıdır. Hiç dokunulmadan ve yorumsuz şekliyle verilmiştir:


Kitap Adı: İşletme Matematiği
Yazar: Prof. Dr. Müh. Yılmaz Tulunay

Sayfa: 173 Soru :


Amerika'ya lisansüstü çalışmalar yapmak üzere giden MEHMET, iki kız arkadaş edinmiştir. Bunlar Mary ve Nancy'dir. MEHMET'e göre;
Mary olgun bir kızdır ve klasiklerden zevk almaktadır. Böyle bir yerde onunla 3 saat birlikte olmak 12 dolara mal olmaktadır. Diğer taraftan Nancy daha çok popüler eğlenceleri yeğlemektedir. Onunla böyle bir yerde 3 saat birlikte olmanın maliyeti de 8 dolardır.
MEHMET'in bütçesi gönül işlerine ancak ayda 48 dolar ayırmasına olanak vermektedir.. Ayrıca, derslerinin ve çalışma koşullarının ağır oluşundan dolayı, kız arkadaşlarına en fazla ayda 18 saatlik süre ve 40.000 kalorilik enerji ayırabilmektedir.
Mary ile her buluşmasında 5.000 kalori enerji harcayan Mehmet, Nancy için bunun iki katını harcamaktadır. Eğer MEHMET'in Mary ile buluşmaktan beklediği mutluluğu 6 birim ve Nancy ile buluşmaktan beklediği mutluluğun da 5 birim olduğunu biliyorsak, mutluluğunu maksimize etmek isteyen MEHMET'in sosyal yaşamını nasıl planlaması gerekecektir?
Grafik ve cebirsel yoldan bulunuz.

BİR ÖĞRENCİNİN CEVABI:

Sayın Hocam, Bu Mehmet şerefsizi buradan Amerika'ya lisans üstü çalışma yapmaya gitti de herifin sikinin derdi bize mi düştü? Biz burada tahsili bırakıp karıya, kıza dalsak bizi de böyle ballandıra ballandıra kitaplara yazar mısın? Neyse geçelim sorduğunuz sorunun cevabına;

a-) Bi kere bu Mehmet ibnesinde iki hatuna ayrı ayrı zaman harcayacak göt de, para da yok, sıkarrrr. Ayrıca dünya piyasalarında saati 100 dolardan açılıp minimum 50 dolara kadar düşen tarifeler göz önüne alındığında, 3 saati 12 dolarlık ya da 3 saati 8 dolarlık karılardan hayır gelmez. Muhtemelen Mary 68, Nancy 79 yaşındadır ve ikisinin de bu güne kadar yattıklarının haddi hesabı yoktur. Bu durumda Mehmet'in hem vakit darlığı, hem kadınların hali, hem de para yokluğu sebepleriyle bu iki orospuyla grup seksi yapması gerekir.

b) Mehmet'in bütçesi (bu gönül işi tabirini ben anlamadım)sevişmek için ayda 48 dolara yetiyorsa zaten bu orospu çocuğunun mastürbasyon yapması daha uygun olur. Böylelikle iki ay para biriktirip bu çuvalların yerine doğru dürüst bir karıya zıplar ve ayırdığı 40.000 kaloriyi hakkıyla harcar.
Ama siz bu cevabı kabul etmeyeceğiniz için şöyle cevap verelim; Mehmet'in bütçesi 48 dolara yettiği için ancak grup seks yapılacağından pazarlıkla miktar iskontosu alınır ve bütçe rahatlatılır. Böylelikle ayda ayırdığı saati 3 saate bölersek 6 kez yapmış olur ve her sevişmede 40.000/6= 6700 (yaklaşık) kalori harcar. Bu hayvan bir seferde kesintisiz 3 saat zıplayabiliyorsa zaten Amerika'da kalması ve buralara dönmemesi hepimiz için hayırlı olur.

c-) Mehmet Mary ile her buluşmasında 5.000 kalori harcıyorsa yukarıdaki hesaba göre Nancy'ye sadece 6.700 - 5.000 = 1.700 kalori kalır ki bu da Nancy gibi falafoş bir motoru sadece gıdıklar. Bu durumda birinden 6, diğerinden 5 birim zevk alan Mehmet'in Mutluluğunu maksimize etmesi için kendisini de birilerine düzdürmesi gerekir.
Sonuç olarak bu işe alışan Mehmet'in bundan sonraki sosyal yaşantısını kaşarlı bir ibne olarak planlaması gerekir. Bu sayede ayda 48 dolar tasarruf sağladığı gibi üste para da kazanarak bütçeyi de düzeltir.

Saygılarımla arz ederim.

NOT : Sınıfta bir tek bu çocuk geçmiştir.!!!
devamı »
Bu postada 0 bikbik kere edilmiş
2 Kasım 2008 Pazar 17:15 tarihinde yazıldıktan sonra , , , olarak fişlendi.
geçenlerde bi yerden bi yere şehirlerarası yolculuk yaparken ilginç ama aslında sıradan bir olayla karşılaştım.

30 dakika ihtiyaç molası vermiştik. otobüs durur durmaz yolcular inmeye başladılar ve bende inmeye başladım. indikten sonra hemen bi sigara yaktım ve kıçımı restorana dönüp otobüse karşı sigaramı çekiştirmeye başladım. otobüsün durmasıyla mola yerinde bulunan ve mola için duran otobüslerin camlarını silmekle görevli olduğunu düşündüğüm biri görevini yapmaya başlamıştı. bir elinde fırça, bir elinde hortum otobüsümüzün camlarını güzel bir şekilde siliyordu. sonra.. benden sonra indiğini sandığım bir anne ve çocuğu yaklaştılar yanıma.. yanımda biraz durakladılar ve o sırada annesi çocuğuna dönüp otobüs camlarını silen kişiyi göstererek "bak oğlum" dedi, "okumazsan böyle olursun!"...

ben, bazı bazı empati yaparım. o zamanda empati yapasım geldi ve öyle de yaptım. kendimi başka birinin yerine koydum.. acaba dedim orada duran hamdi vizyonuyok değil de başka biri olsaydı bu olay hakkında ne düşünürdü? vardığım sonuç bir hayli tuhafıma gitti. empati yaptığım kişiye göre o kadın aslında çocuğuna iyilik yaptığını sanarak nasihat vermiş ve oradaki görevliyi aşağılamıştı. yine o kendimi yerine koyduğum kişiye göre aslında o adam görevini yapıyordu ve ekmeğini otobüs camlarını silerek kazanıyordu. utanılacak birşey değilmiş aslında bu. keşke benimde biraz vizyonum olabilseydi dedim kendi kendime ama benimkisi genetikmiş malesef.. neyse yine o kendimi yerine koyduğum kişiye göre çocuğun annesi, çocuğuna nasihat verdiğini sanarak, çocuğu bir şekilde şartlandırmışmış. o çocuk zerre kadar ekmeğe muhtaç duruma düşse ve otobüs camı silmekten başka bir alternatifi olmasa bile, bilinçaltında yer edecek bu hatırayla ölse de otobüs camı silmeyecekmiş. bi de toplumumuzda bu zihniyet oldukça insanlar yaptığı işten utanabilirlermiş. bence de öyle olabilir.

neyse ki kendimi yerine koyduğum kişi kadar vizyon sahibi değilim de durduk yere canım sıkılmıyor diye şükrettim halime. ben ne mi düşünmüştüm o anda? bana göre gayet normaldi herşey. çocukcağız okusun diye annesi nasihat ediyordu.. okumayana ekmek yoktu ne de olsa değil mi? kimin umrundaki o otobüs camını silen kişinin aşağılanması?
devamı »
Bu postada 1 bikbik kere edilmiş