29 Aralık 2008 Pazartesi 21:05 tarihinde yazıldıktan sonra , , , olarak fişlendi.
- amerika adına, Afganistan'da katledilen siviller için özür diliyorum.

- amerika adına, Pakistan'da katledilen siviller için özür diliyorum.

- amerika adına, Irak'ta katledilen siviller için özür diliyorum.

- israil adına, Filistin'de katledilen siviller için özür diliyorum.

- rusya adına, Çeçenistan'da katledilen siviller için özür diliyorum.

- rusya adına, Gürcistan'da katledilen siviller için özür diliyorum.

- sırbistan adına, Bosna Hersek'te katledilen siviller için özür diliyorum.

- google'da çıkan 336.000 sonuç için özür diliyorum.

- diğer ülkeler adına, bu katliamlara seyirci kaldıkları için özür diliyorum.

- insanlık adına, uzaylılara verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü özür diliyorum. aslında hiçte tahmin ettiğiniz gibi kötü varlıklar değiliz. yanlış anlamayın.

özür dilemek istedikten sonra, konu bulmak hiçte zor değilmiş meğer.
devamı »
Bu postada 13 bikbik kere edilmiş
28 Aralık 2008 Pazar 23:12 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , olarak fişlendi.
gerek internetten, gerek internet dışından yaptığım araştırmalar neticesinde yılbaşına girmeden önce yapmamız gerekenleri toparladım. isviçreli bilimadamlarına gönderip onaylattırdım. gayette onların yaptığı gibi bi araştırma olmuş.

bildiğiniz gibi veya bilmediğiniz gibi paparazideki katekullimi değiştirdim ve bundan sonra daha bilimsel yazılar yazmaya özen göstereceğim. daha bilimsel, daha itinalı ve daha dilbilgisi kuralları dahilinde yazılar olmaya çalışacak. cümlelere devrik son!

gelelim yeni yıla girmeden önce yapmamız gerekenlere;

heyecanlanın - insan oluşumuzun kaçınılmaz gereksinimlerinden biri de heyecanlanmaktır. yılbaşı için heyecanlanmaktan daha doğal birşey de olamaz. şimdi heyecanlanmanın tam zamanı!

hayal kurun - yeni yılın, yeni yeni fırsatlar getireceğini düşünün. bill gates'ten daha zengin olabilme ihtimaliniz üzerinde durun. hayallerle yaşıyor bazı ibneler diyenlere aldırmayın. unutmayın ki yeni yıl, yeni şans.

moralinizi bozmayın - yeni yılın girişiyle beraber zamlarda gelecek. bu tür şeyleri kafanıza takmayın. göte giren şemsiye açılmaz.

kendinizi yılbaşı gecesi için şimdiden hazırlayın - unutmayın sabahlara kadar dansöz oynatıp, eğleneceğiz. mükemmel bir yılbaşı gecesi olacak. şimdiden o muhteşem gecede ne giyeceğinize karar verin. sonra ortada kalmayın. başınızı yakmayın.

kırmızı donunuzu şimdiden alın - her yılbaşı olduğu gibi, bu senede yılbaşında kırmızı donlar in, kara donlar out. küresel krizin etkisiyle don piyasasında bir hareketlenme oldu. firmalar yeni yeni donlar çıkardılar. içlerinden biri mutlaka sizin don zevkinize hitap edecektir. şefin tavsiyesi, kırmızı darkwing duck donu.

yılbaşında kalacağınız oteli şimdiden ayarlamayı unutmayın - her ne kadar yılbaşlarında otel fiyatları astronomik rakamlara ulaşsa da, yılbaşını sevdiceğinizle bir otel odasında geçirmek çok keyifli olacaktır. kırmızı darkwing duck donunun işe yarayacağı yer burası.. evet.

piyango biletinizi almayı unutmayın - piyango biletleri hep yılbaşına 3 gün kala biter ve kara borsaya düşer. acele edin. biletlerinizi alırken, üçerli beşerli seriler şeklinde alın ki şansınız artsın. paranız varsa daha fazla alın ve karaborsaya düşürün. unutmayın! piyango çıkarsa karıyı boşayıp, dubai'ye kaçacayiz.

sitenize veya blogunuza kar efekti verin - her ne kadar gerçek karın yerini tutmasa da sitenizde böyle bir efekt acayip havalı duracaktır. hatta sitenize girdiğinizde, kar efektinize bakıp bakıp ay götüm dondu numarası bile yapabilirsiniz. çok eğlenceli olacaktır. mutlaka deneyin!

sitenize veya blogunuza, özgüven pompalayıcı yazılar yazın - mesela 2008 x'in yılı oldu ama 2009 benim sitenin yılı olacak gibi. olacağından değil lan işte, senede bi kereliğine kandırıver kendini ne olacak.

düdük önemli - yılbaşı gecesi öttüreceğiniz düdüğü şimdiden almayı unutmayın. haa bi de küçük ve aptal tanga var. pardon küçük ve aptal şapka.

nasıl girdiğiniz de önemli - yeni yıla nasıl girerseniz, o yıl öyle geçer. burası çok önemli zira koca seneyi hiç sevmediğiniz bi pozisyonda geçirebilme ihtimaliniz var. en sevdiğiniz pozisyon hangisi ise o pozisyona girin. böylece tüm sene boyunca zevkten dört köşe olabilirsiniz.

hediyeler alın, hediyeler verin - kriz var, hediye mi alınır demeyin. almazsanız daha fazla kriz olur. hem o kriz bizi teğet geçti. yani aslında böyle bir kriz yok. birilerini sevindirmek için yılbaşından iyi gün mü var allasen?

çam ağaçlarını sevin - çam ağaçlarını da yılda bir kere hatırlamak gerekiyor. alın, süsleyin, kenara koyun ve orda dursun.

son olarak hindilere kıymayın - hayvanları sevelim.

bu mesaja arkadaş listendeki herkesi davet et, çalınan resmin ve profiline bakanların listesi mesaj kutuna gelsin.

-bilimsel bilog saaabı hamdi
devamı »
Bu postada 21 bikbik kere edilmiş
02:23 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , , olarak fişlendi.
bundan öncesinde çok paylaşımcı biri olduğumu söylediydim heralde. amcoğluna yaptırdığım bilog temasını da paylaştırmak istedim ve amcoğluma herbişeyini hazırlattırdım. inşallah eksik bişisi çıkar da, kendisine kafa göz dalmama vesile olur.

hamdi vizyonuyok grubu gururla sunar. evet malesef grup olduk, çünkü ben yapmadım temayı.. emeğe saygı.

bir erkek bilogunun özellikleri

  • beleştir.
  • blogger ile uyumlu ve seviyeli bir ilişkisi vardır.
  • firefox ile şahane çalışır.
  • feng-gui testinden başarıyla geçmiştir.
  • okuyucunun yazıya odaklanmasını sağlar.
  • gereksiz ayrıntılarla gözleri yormaz.
  • çogiyi fontlardan seçilmiştir.
  • kendinden twitter'lıdır.
  • denizin bu gibi sularından gelen buzla butonuna haizdir.
  • her insan bilogu gibi 9 deliklidir.
  • esasen heteroseksüel bir bilogtur.
  • homofobi, araknafobi, sosyal fobi gibi fobilerle işi olmazdır.
  • falandır filandır..
amcoğluma kalsa özellikleri saymakla bitmez.. bana kalsa altı üstü temadır. olsa niy olmasa niy lan? neyse emeğe saygı, terazine tıkladım.

Demo | Download

bu paylaşımı beğendiysen, terazime tıklayabilirsin. teraziye tıklamak demek buzlamak demek. buzlamak demek sağ alt köşedeki buzla yazan yire tıklamak demek. beğenmediysen tıklayamazsın. ayrıca istersen üye olduğun forumlardan bu paylaşımı paylaşabilirsin. istemezsen paylaşamazsın. bi de istersen aşağıya yorum yaparak, istediğini kaydırabilirsin. evet evet herşeyi yapabilirsin. nası olsa güç içinde. hadi goçum göreyim seni. emeğe saygı!
devamı »
Bu postada 39 bikbik kere edilmiş
27 Aralık 2008 Cumartesi 04:43 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , olarak fişlendi.
efenim antepian mimlemiş, sağolsun varolsun. ama keşke kolay sorsaymış. şindi facebok'ta yeni profiller keşfetmek için geçireceğim vaktimi buna harcamak zorundayım. kız tavlarkende yardımcı olabilirmiş bu teori. neyse bakam herşeyde var bişey.

konumuz maslow'un teorisi, namı diğer ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisi imiş. antepian hacım üşenmemiş wikipedia neyse ona bakmış ve bu teorinin ne şekil bişey olduğunu yazmış. bende yazayım da unutmayayım;

Maslow teorisi veya İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisi Amerikalı psikolog Abraham Maslow tarafından 1943 yılında yayınlanmış bir çalışmada ortaya atılmış ve sonrasında geliştirilmiş bir insan psikolojisi teorisidir.
Maslow teorisi, insanların belirli kategorilerdeki ihtiyaçlarını karşılamalarıyla, kendi içlerinde bir hiyerarşi oluşturan daha ‘üst ihtiyaçlar’ı tatmin etme arayışına girdiklerini ve bireyin kişilik gelişiminin, o an için başat olan ihtiyaç kategorisinin niteliği tarafından belirlendiğini sözkonusu etmektedir. Maslow’un kişilik kategorileri kendi aralarında bir dizilim oluştururlar ve her ihtiyaç kategorisine bir kişilik gelişme düzeyi karşılık gelir. Birey, bir kategorideki ihtiyaçları tam olarak gideremeden bir üst düzeydeki ihtiyaç kategorisine, dolayısıyla kişilik gelişme düzeyine geçemez.
Maslow, gereksinimleri şu şekilde kategorize etmektedir: 1.Fizyolojik gereksinimler 2. Güvenlik gereksinimi 3. Ait olma
gereksinimi 4. Sevgi, sevecenlik gereksinimi 5. Saygınlık gereksinimi 6. Kendini gerçekleştirme gereksinimi
demek ki neymiş? maslow'a göre bireyler bi takım ihtiyaçlarını karşılamadan diğer takım ihtiyaçlarına geçemezlermiş. naağdar doğru naağdar yanlış bilemeyecem. konumuzda tam olarak bu değil zaten. esas konumuz, kendini gerçekleştirmiş olan insanların özelliklerine bakarak, kendimizi ne kadar gerçekleştirdiğimize bakmakmış.

haydi bakalım..

gerçekçi, yaratıcı, empatik ve doğaldırlar, ulaşılabilir hedef koyarlar.

son derece gerçekçiyim amma bi o kadar da yiyiciyim. yani yaratıcılıkmış filanmış hep hikaye. ben yirim arkadaş. birileri yapar ben kullanırım. bazı bazı empati yaptığım doğru olabilir amma ne kadar doğru yaptığımdan da şüphelerim var. kimse elimizden tutupta oolum bak empati dediğin böyle bişi, şöyle böyle yapılır demedi ki.. ama hayvan gibi doğalım bak lan. bunu doğru bilmiş maslow. ulaşılabilir hedef koyduğumda pek söylenemez. ulaşılamayan hedef bile koyamam ki ulaşılabileneni koyayım. hmm 5 te 2 olmuş. yani 2 puan

bağımsızdırlar ve özel yaşama önem verirler.benim bağımsız olduğumu söyleyenin alnını karışlarım. kaç karış olduğunu hesapladıktan sonra da yetale hesabına çeviririm. sürü piskolojisini sapına kadar kabullenmiş bi adamım ulan ben. amma özel yaşama karşı ayrı bi sempatim var. kedi gibi bi yaşamdır kendileri. özel yaşam diye söylemiyom, çocuğum gibi severim. 2 de 1, yani 1 puan.

kültürün ve toplumun beklentileri doğrultusunda hareket etmezler.

ohoo kültürün ve toplumun beklentileri doğrultusunda hareket etmeyecem de neyin doğrultusunda hareket edecem ben? şeyimin doğrultusunda mı hareket edecem afedersin maslow? geç bu soruyu geç, yani herkese 100 bana 0 puan.

doruk yaşantıları vardır.

doruk yaşantı diyince aklım denizin buz gibi sularına gidivirdi. ama öyle değilmiş. tam olarak neymiş anlayamadım ama bana puan çıkmaz burdan. 0 puan.

az sayıda insanla çok derin ve anlamlı ilişkilere sahiptirler.

az sayıda insanla kastedilmek istenen azı kavrayamadım doğrusu. maslow'a göre az mı? bana göre az mı? bana göre az, ona göre çok olabilir. yada tam tersi olabilir. olmadı heralde.. bundan da 0 puan.

değerleri ve tutumları demokratiktir.

şindi bi kere değerler ve tutumlar demokratik olamaz. demokratik olan devletlerdir. kişiler nası demokratik olsun lan maslow? sana yanlış öğretmişler. 0 puan.

kendilerini olduğu gibi kabul edip severler.

hagaten doğru söylemiş ama burda. kendimim diye söylemiyom, acayip severim keratayı. 1 puan.

mizah anlayışları felsefi ve dostçadır.

hayatında felsefe dersi haricinde, hiç felsefe okumamış birinin mizah anlayışı nası felsefik olsun ki yhaa.. inoanmıyorum sana maslow yhaa.. ama dostluk kardeşlik dedin mi akan sular durur. emeğe saygı. 1 puan.

gereksiz kaygılar yaşamazlar.

bu cümlede ucu açık olmuş. bana göre gerekli bi kaygı, sana göre gereksiz olabilir. bana göre gereksiz kaygı, sana göre gerekli olabilir. ee netçez şimdi? ben nerden bileyim kaygılarımın gerekli mi gereksiz mi olduğunu? benim bildiğim geliştirilmiş bi kaygı standardı yok ama bi araştırayım bakayım google'dan filan.. 0 puan.

başkalarını olduğu gibi kabul edip severler.

başkalarını olduğu gibi de severim, olmadığı gibi de. gel demiş ne olursan ol gel. negzel demiş. 1 puan.

probleme değil çözüme odaklıdırlar.

olmadı işte. negzel bildiydim önceki soruyu.. ben poroblemi anlamadan çözüme filan odaklanamam arkadaş. önce poroblem. 0 puan.

amaçlarla araçları ayırt ederler.

bu da olmadı bak şimdi. amaç, araç hep birbirine sokarım ben. karışır gider. 0 puan.

bitti?

toplamda 6 puan almışım. hemen aşağıdan bakalım puanımıza ne çıkmış..

5-7 puan arası: kendinizi gerçekleştirme yolunda emin adımlarla yürüyorsunuz. moralinizi bozmayın. herkes kendini gerçekleştirmiş olarak doğmuyor. kendinize güvenin. arkadaşlarınıza, size özgüven pompalamaları için ricada bulunun. kendinizi gerçekleştirmek hiçte zor değil. puan alamadığınız sorular üzerine yoğunlaşarak kendinizi en kısa sürede gerçekleştirebilirsiniz. ayrıca size üç vakte kadar dört. neyse haliniz o çıksın kendiniz.

sonuç olarak, off kendimi gerçekleştirememişim meğersem. istediğim sorudan başlasaydım belki daha çok puan alırdım lan.

neyse bundan önceki mimi acemiliğimden kimseye mimleyemediydim. şimdi intikam zamanı.. kimi seçtim pikaçu diyorum veee şu sıralar pek statik gördüğüm ayrodinamik yar ve tamkarışık bi de şu an askerde olan halamın oğluna ve almanya'daki amcamlara gitsin. hadi eyi günler.
devamı »
Bu postada 5 bikbik kere edilmiş
25 Aralık 2008 Perşembe 18:15 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , olarak fişlendi.
bi kaç bilog da okuduktan sonra, bu noel babaya karşı acayip kaydırasım geldi. meğer bunun her bi şeyi yalan dolanmış. o kadar güvenmiştik ki lan sana!

yıllarca gözümüz yollarda oyuncak çantanla baca deliğinden fırtlayıp hohoho demeni bekledik.. geyik seslerine hasret kaldık.. umudumuzu kaybetmedik.. bigün fırtlayacak, bigün gelecek dedik. koca adam dedik. sakalı bile var dedik. o sakallara sahip olan biri mutlaka fırtlar dedik. babacan adamdır dedik. çocukları sever, kollar, hediyeler dağıtır dedik. belki sadece oyuncak vermekle kalmaz, geyik arabasına bindirip bi iki tur attırır dedik. kırmızılım sana yandı canım dedik.. kaç yıl geçti amnaski?

hesap ver noel baba!! nası bi babasın ulan sen? sakalından utan oolum. onca çocuğu kandırmaya hiç utanmadın mı? hiç yüzün kızarmadı mı? ayıp değil mi lan..

belki seninde suçun günahın yok. ölmüş adamsın sonuçta amma kim çıkardı lan bu noel baba muhabbetini? kim soktu körpecik akıllarımıza bu adamın hediye getireceğini? kimin kültürünün bize tezahürü bu?

neyse lan, ölmüş adama bu kadar yüklenilmez. ben zaten hiç hediyesini filan beklemediydim. koçaklayasım gelmiş birdenbire.
devamı »
Bu postada 13 bikbik kere edilmiş
02:42 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , , olarak fişlendi.
okey, tavla falan filan gibi demode oyunları sıralayacağımı düşünüyorsanız yanılırsınız. yeri geldiğinde gaave'ye de giderim amma bilgisayar oyunlarını da ihmal etmem haddı zatında.

herkeşe tavsiye ederim birbirinden güzel oyunlardan bahsedecem. hamdi ne anlarmış oyundan demeyin. senelerimi verdim ben bu oyunlara.. isterim ki herkes versin. herkeş karakter açsın, aga party pls desin, item toplasın, dupe yapsın, küfür etsin, eğlensin.. lafı fazlaca uzatmaya doğru saçmalamaya başladığımın farkındayım. oyunlarımıza geçelim.

oyunlarımıza geçmeden önce bu oyunların herbirinin ortak özelliğinden bahsetmek isterim. bu oyunlar online olarak oynanan yani internete bağlanıpta oynanan türden oyunlar.. oyunlarda kendinize ait bi hayvan seçip geliştirirsiniz. level atlatırsınız, ecnebicesi item olan eşyalarla donatırsınız. en güçlü hayvan benim hayvan mottosuylan yerleri gökleri inletmeye çalışırsınız. bu kadar bilgi şimdilik yeter. oynadıkça sizde anlayacaksınız ki, naaağğdar karışık naaağğdar gözel oyunlarmış. ne zaman yeni bişeyini öğrenseniz, amerika'yı yeniden keşfetmiş kadar sevineceksiniz. şimdiden söyleyeyimde sonradan bu kadar şaşırabildiğinize şaşırmayın.


hamdi vizyonuyok alemin en güzel oyunlarını sunmaktan kıvanç duyar. bazen kıvançta bizi duyar amma karıştırmayın gari..


knight online - halk arasında naytonlayn diye bilinir. yurdum internet gaavelerinde oynanan en yaygın oyundur. hatta gaave'lerde premium muydu neydi paralı üyeliklerinden bile satılabilecek kadar yaygın ve genel kabul görmüş bi oyundur. grafikleri çok afedersiniz biskime benzemez ama biz çok severekten oynadık bu oyunu. belki de yokluktandı bilemedim şimdi ama süper oyundu. hele bi upgrade mevzu var ki günlerce gecelerce gafa yorduk. sonunda bi numarası olmadığını anladık. tamamen şansmış.

bunların sitelerinde bi listesi vardı. iyi hatırlarım o listeyi alaşağı edecem diye yapmadığımı komadıydım. listenin başınada benim hayvanın adını yazdırdım sonunda vesselam. o an anladım ki hayat ne tuhaf. şimdi naapcaz lan? dedim kendi kendime ve oyunda evlenip mutlu mesut bir hayat geçirmeye karar verdim. ama ilkel ve boktan bi oyun olduğundan olacak ki evlilik müessesesini koymamışlar. bende başlarım böyle oyuna dedim ve sattım hayvanımı.. evet evet sattım. bildiğin yetale hesabı. çok büyük bi sektör bu aslında. gittigidiyor'dan bi aratın bakalım knight online diye ne göreceksiniz. zenginseniz bu oyunda yapamayacağınız şey yok. ego mego hepisini parasını basaraktan tatmin edebilirsiniz. ama üzülmeyin, zengin değilsenizde ego mego tatmin edersiniz. her türlü çakallık mevcut. velhasılı kelam yine fazla uzattım, negzel bi oyun bu.. mutlaka deneyin. (unutmadan söyleyeyim; bu oyunu oynayan bi sürü çocuk var. çocuk dediğime göre 15 yaşından küçük olduklarını rahatlıkla anlayabildiniz sanırım. dolayısıyla ana avrat küfredilme olasılığınız yüksek bi oyun. teykitiyzi derdi perulu arkadaşlarım. ondan işte.)

world of warcraft - halk arasında wow diye bilinir. mmorpg oyunlarında nirvanaya ulaştığınızın göstergemsi bi oyundur. bu oyunu bi kere oynadıktan sonra diğer oyunlara hıh demekten kendinizi alamazsınız. accayip imba bi oyundur lan işte..

şindi bu oyuna başlaması bile bi mesele aslında. taa ordan gönülleri fethediyor. hayvan seçiminde bile kafa bi milyon olur. yanlış hayvan tercihi sonucunda 70-80 levellerden dönüp, huzur içinde oynayabileceğiniz hayvan arayışlarına girebilirsiniz. hayvan dediysek, oynadığınız karakter işte canım. naaağğdar geniş bi oyun olduğunu burdan anlayıvirin gari.. bi sürü sitesi bi sürü boku boyası vardır. hem oyun oynarsınız, hem genel kültürünüz artar. oyunu öğrenmek için bi sürü bişiler okumanız lazım gelir ve okuma alışkanlığı kazandırır. böyle nimetleri çok bu oyunun. oynadıkça faydalanırsınız.

tabi bu kadar geniş bi oyun olduğundan beleşe oynayabileceğiniz bi oyun değildir. her ay parasını verirsiniz, yeni peçi çıktığında diyenarların kapılarında kuyruğa girersiniz, her peçe üçyüsbeşyüs yetale yatırırsınız filan.. çok meşakkatli olduğu kadar, parasının hakkını veren bi oyundur. benim gibi işi gücü olmayan bi adam olursanız, üç ay boyunca hergün 18 saat oynayabilir, yemek yemeyi unutabilir, rejim yapabilirsiniz. evet evet keşke şişman olsaydım bak. naaağğdar kilo vermiştim lan şimdiye.. gerçi yine verdim ama işte öyle acayip bağlayıcı bi oyun bu. hatta ne iş görün yavrım diyenlere wow üzerine yüksek ihtisas yapıyom diyze diyip acayip havalanabilirsiniz..

asla ve katta oynadığınız süre boşa gitmez. sürekli bişeyler öğrenirsiniz.. ama bu öğrendikleriniz gerçek hayatta işinize yaramayabilir. onunçün devamlı oynanması gereken bi oyundur. ben devam edemedim ve edindiğim bilgiler bi yerlerimde patladı. oyunda bi hatuna aşık olduydum ama hatun bana aşık olmadıydı. bi gün yanına gittim, dedim lan sylvanas, durumlar beyle beyle.. var mısın yok musun dedim. cevap bile vermedi. bende bıraktım. şimdilerde nerde wow deseler, aklıma leydi sylvanasım gelir.

neyse doğru dürüst anlatamadım bile wow'u ama mutlaka oynayın oynattırın. on üzerinden çogiyi yanee.

5 oyun diye yazdıydım ama wow'u anlattıktan sonra öbürlerinden bahsedesim gelmedi. piyasada silkroad, cabal online, ragnarok online ve bilumum dandik mmorpg oyunu mevcut. keşke naytonlayndan önce wow'u yazsaydım bak, onu da yazmaya gerek kalmazdı. hadi görüşürük.
devamı »
Bu postada 19 bikbik kere edilmiş
17 Aralık 2008 Çarşamba 20:28 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , olarak fişlendi.
teknoim mimlemiş.. twitır'dan da haber salmış. mimlendiğimi görünce bi an korksam da, sonradan mimlenmenin ne demek olduğunu anladım ve rahatladım. meğer bi konumuz varmış ve bu konu hakkında fikir beyan edecekmişiz. sobeler gibim.

konumuz, özür dileyen ve özür bekleyen insanlar.

ben basit düşünmeyi pek severim. dallandırmadan budaklandırmadan.. tabi, bi soru bi cevap gitmek vazgeçilmezim.

özür niye dilenir?

benim bildiğim gezegende, insanlar hata yaparlarsa veya yaptıkları şeyin hata olduğunu düşünürlerse özür dilerler. eğer hata yapmadılarsa veya yaptıklarının hata olduğunu düşünmüyorlarsa özür dilemezler. tabi bunlar normal şartlar altında ve aklı selim insanların sergilediği türden davranışlar olsa gerek. sosyologlarıma bi sorayım yine de. belki yanlış biliyorumdur.

durduk yerden özür dilenir mi?

yine benim bildiğim gezegende, durduk yerden kimse kimseden özür dilemez. ama birileri yapmadığı birşeyi kabullenmişse durumlar değişir. pardon diye bir film vardı. serbest çağrışım filan oldum yine sanırım.

insanlar, yapmadıkları bir hatayı neden kabullensinler?

kendilerini, ait oldukları toplumdan soyutlamış, geçmişini unutmuş, yozlaşmış olabilirler. dolayısıyla aslında olmayan hatayı, kendi hataları olarak görmedikleri için rahatlıkla içinde bulundukları toplumun diğer bireyleri adına kabul etmişlerdir. bu kabullenmenin arkasında da birden çok sebep olabilir.

şimdi konuma döneyim.. birileri yapılmayan, olmamış bir hatayı kabullenip özür diliyor. bu birileri, kendilerine aydın diyen kesimden.. esas itibariyle, bir zamanların mandacılık/himayecilik fikirlerini savunan sözde aydınlardan hiçbir farkları yok. kendilerini düşün adamı olarak kabul eden bu kesimin özür dileyerek neyi amaçladığını anlayabilmekte zor..

olayın hukuki boyutu da var tabii ki. hukuk danışmanlarımdan öğrendiğime göre; sözde ermeni soykırımındaki sözde kısmını kullanmamak dahi suç olduğuna göre, böyle bir oluşuma destek vererek, olmayan birşeyi kabullenip üstüne özür dilemekte suç olsa gerek. ama bu aydınlara birşey olmaz tabii ki..

bir de özür bekleyen kesimimiz var. etkiye tepki gibi açılmış bir site. bu siteninde amaç kısmı pek garip;

buradaki amaç ise diğer görüşü benimsemiş insanların sözlerinde ne kadar samimi olduğunu görmektir. eğer ermenilerden, geçmişte yaşanan olaylardan ötürü özür dilenecekse, neden Türkler de özür beklemesin?
bunlarda yapılmamış birşey için özür dilenmesini kabullenmişler de, aynı şekilde özür bekliyorlarmış gibi birşey yazmışlar. yani özür dileyenlerin yaptığı şey sanki çok normal birşey.. ben anlamadım hangisi türk hangisi yabancı? ama eğer bir tercih yapmam gerekiyorsa, ben özür bekleyen taraftayım.

muhtemelen, bu siteleri açan kişi veya kişiler aynı şirketin mensuplarıdır ve kamuoyu yoklaması yapıyorlardır.. veya bizi birşeylere hazırlıyorlar. veya ortamı yumuşatıyorlar.. bilemedim şimdi..

bu mimleme olaylarında paslaşmak adettenmiş. bende kimi seçtim pikaçu diyeyim ve seçemeyeyim. bi sürü pikaçu olunca seçmesi de zor oluyor. eğer bu mimi isteyen olursa yorum olaraktan yazsın. ben izin verdikten sonra da gönül rahatlığıylada yazısını yazsın. teşkürler.
devamı »
Bu postada 7 bikbik kere edilmiş
16 Aralık 2008 Salı 01:57 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , , , , , olarak fişlendi.
ben komple teorilerini hiç sevmem. düşünmem gereken onca önemli şey varken böyle şeylere kafa yormak hiç bana göre değil. bi soru bi cevap yazmaktan da çok hoşlaşıyom.

düşünmem gereken şeyler nelermiş? hemen kendimi bi ifşa edeyim.

  • kız arkadaşımla veya kız arkadaşlarımla olan ilişkilerim
  • erkekler niye böyle?
  • kızlar niye öyle?
  • bugün hangi barda eğleneceğim?
  • okey oynarken izlemem gereken taktikler
  • facebok'tan kız düşürme teknikleri
  • lost'u da bi çözemedik gitti?!
  • prison break'te hapishane diye bişi olmasaydı, ne olurdu acabaa?
  • vesaire.. vesaire..
gibi çok geniş bi düşünce pörtföyüm var. hepisine ayrı ayrı düşünürüm ki risk dağılsın. enerjimi sadece birine harcarsam ve sonrasında boktan bişi olduğunu anlarsam, yandı gülüm keten helva filan olur mazallah. düşünce israfı denen bişi var yanee..

bi de bazı bazı haberleri izlerim. kurtlar vadisi gününde, çok heyecanlandığımdan olacak ki televzonun başına 2 saat öncesinden geçerim. böylece haberleri de izlemek zorunda kalırım. eh izleyince de ister istemez haberlerdeki mevzulara kafa yorarım.

mesela geçenlerde yunanistan'da iç savaş çıkmış. polisin biri, 15 yaşında bir deliğganlıyı vurunca halk ayaklanmış. bunu görünce hemen şöyle bi soru geldi aklıma; "bizde bi sürü olay olurken, niye hiç ayaklanmadık?". halbüse bu haberi görmesem, 40 yıl düşünsem hiç ayaklanasım gelmez. haberi gördüm ya.. sürüye uyma eğilimlerine girdim tabi.. birileri bişiler yapacak ki, bende öyle birşeyi normal olarak algılayıp onlar gibi yapacam. herkes yapıyorsa normal..

neyse yine düşünce israfına doğru yol aldım gibi gibi.. konuya döneyim.

eskiden komple teorileri filan yoktu. bi zaman geldi, heryer komple teorisi doldu. bi sürü kişi bunlardan okuyordu ama ben pek okumadım. okuma konusunda herkesin yaptığı gibi yapasım gelmedi. diğer herkesin yaptığı gibi yaptım ve marcinal oldum. resimlerde herşey gayet net olarak anlatılıyor zaten, ne gerek var ki okumaya..

şimdi konuyu bi yerlere bağlamam gerekiyor sanırım. geçenlerde rapidshare'den nası olsa bedava diyerekten bi filim indirdim. meğer belgeselmiş ama ben filim zannettiydim. belgesel olduğunu bilsem izlemezdim zaten. zeitgeist addendum deyü bi filim.. yıllarca okumadığım bu komple teorilerini filimleştirmişler ve bana izlettirdiler. bende bi güzel yedim.

anlatılanlarla aynı şeyler hemen hemen.. tahmin edilenlerle aynı şeyler.. kitapları okuyanların dedikleriyle aynı şeyler.. amma filimleştirilmiş hali.. filimi çekenlerin inançsız olduğu besbelli.. din konusuna da yüklenmişler filan.. esas olarak amerikan vatandaşlarına yönelik çekilmiş bi filim gibi geldi bana..

ilk başta da dediğim gibi, bu komple teorilerine kafa yoramayacak kadar meşgulüm aslında ama bi kere düşünmüş bulundum gari. filimde dikkatimi çeken en önemli nokta; ilk başlarda küreselleşmeye karşı çıktıkları halde çözüm olarak yine küreselleşmeyi önüme koymaları oldu. herkes eşit olacak, elitler olmayacak falan filan. hal böyle olunca, bunlardan da şüphelendim. acaba bu da bi komple teorisi olabilir mi lan? dedim kendi kendime..

neyse bu gece barda gönlüm hovarda.. çalsın sazlar oynasın gızlar. hadin eyvallah.
devamı »
Bu postada 0 bikbik kere edilmiş
12 Aralık 2008 Cuma 00:05 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , olarak fişlendi.
gözlerim açıldı.. uyandım gibi.. ama değişik bi yerde uyandım sanki.. burası benim odaya hiç benzemiyor.

bugün farklı bir gün gibi.. içimden gelen sesi çok rahat bi şekilde duyabiliyom. deliriyom mu lan noluyor?

kalksana olum?

pek kalkmaya niyetim yok gibi.. içimdeki ses hep uyusam, hiçbir şeyle uğraşmasam diyor. kurtuluşun uyumakta olduğunu sanıyom anlaşılan.. uyuyunca geçecekmiş.. ama uyuyamadım bak.. kalkıyom yavaş yavaş..

git bi yüzünü yıka?

yok.. yıkamadı. kendi kendime de söz geçiremedim. çok tuhaf yahu.. insan kendi lafını dinlemez mi? bak bak.. sigara yaktı hemen.. gücün kalktı sanki.. yakma oğlum yakma evladım.. anam beni dinleyen yok ki.. aha kalktı kalktı.. gidiyoruz..

kahvaltı yapsaydık?

duymazdan geldi beni.. içindeki sese kulak veriyor. off noluyor lan burda? nasıl düşünceler bunlar? sanki bu yürüyen ben değilim de başkası..

rüyada mıyım yoksa?

yok, rüyada olsam kontrolün bende olması lazımdı. yani şimdiye kadar gördüğüm rüyalar böyleydi.. neyse dur bakalım, anlarız şimdi..

bilmediğim sokaklardan geçtik, bi yere girdik oturduk. artık eminim ama.. bu içinde olduğum ben değilim.. sanki ben hiç yokum buralarda.. ama iç sesiyle konuşmalarını duyabiliyom.. değişik bi insanmış vesselam.. sorunları olduğu besbelli..

hah.. biri geldi yanına.. mülayim'miş adım. yani içinde olduğum kişinin adı olsa gerek. hemen de kabullendim durumu yahu.. mülayim, gerçek, rüya müya.. ne oluyor lan burda?

oh gözlerim açıldı.. haggaten rüyaymış.. nası bi rüyaysa anlamadım ama.. içinde bi ben eksiktim. aslında vardım ama seyirciydim resmen yahu.. rüyada kendini görememek diye birşey var mı ki? varsa ne anlama geliyor acaba? google'den baktım ama bulamadım.
devamı »
Bu postada 5 bikbik kere edilmiş
7 Aralık 2008 Pazar 14:07 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , olarak fişlendi.
eskiden buraların bi tarafı dutluk, bi tarafı bostanmış. eskilere doğru gitmek istedim biraz.

sene bundan 15 sene önce, bir bayram sabahı, dedemin evi - bayram namazına gittik, geldik. amcamlar, falanlar, filanlar hep beraber dedemlerde toplandık. bayaa bi kalabalığız. bayramlaştıktan sonra hep beraber kahvaltı yaptık. dedem yine nerde o eski bayramlar? geyiklerine başladı..

sene bundan 10 sene önce, bir bayram sabahı, dedemin evi - bayram namazına gittik, geldik. bu sefer amcamlar, falanlar, filanlar yok. bayramlaştıktan sonra hep beraber kahvaltı yaptık. dedem nerde o eski bayramlar? geyiklerini devam ettiriyor..

sene bundan 5 sene önce, bir bayram sabahı, kendi evimiz - bayram namazına gittik, geldik. kendi aramızda bayramlaştıktan sonra hep beraber kahvaltı yaptık. çekirdek aile ne ise bizde öyle olduk çünkü herkes öyle oluyor. babam da büyüdükçe babasına benzemeye başladı. nerde o eski bayramlar? geyiğini yapmak üzere dedemden el almış anlaşılan..

sene bu sene, bir bayram sabahı, kendi evimiz - bayram namazına gidip, geleceğiz. kendi aramızda bayramlaştıktan sonra hep beraber kahvaltı yapacağız. büyümüşüz de haberimiz yokmuş... aramızdan evlenip başka şehirlere gidenler bile olmuş. gittikçe azalıyoruz. büyük bir ihtimalle babam nerde o eski bayramlar? geyiklerine devam edecek..

sanırım bu geyikleri gelecek senelerde de ben devam ettirecem. genlerimde böyle birşeyler mutlaka vardır. zaten her geçen gün daha bi babama benziyom.

herkeşe iyi bayramlar dilerim. kib.
devamı »
Bu postada 9 bikbik kere edilmiş
5 Aralık 2008 Cuma 00:35 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , , , olarak fişlendi.
içimdeki paylaşımcı ruh bambaşkaymış. bugün de sizlere ölmeden önce girmeniz gereken 5 siteyi tanıtacam. ben girdim, çogiyi siteler.. hepsi birbirinden farklı, hepsi birbirinden şeker siteler bunlar. araştırmacı internetçi olma yolunda çok yol katettim anlayacağınız.

öncelikle firefoxumuzu açıyoruz. sonra adres çubuğumuza sitenin adını yazıp ctrl ile enter tuşlarına aynı anda basıyoruz. evet biraz zor gibi ama zamanla alışılıyor. ben alıştım mesela. bir ki üç diyip basıyom ikisine birden. yüzde seksen oluyor diyim size. olmayınca da bişi olmuyor. korkmayın hemen. sayfa görüntülenemiyor diye yazıyor. sitelere geçelim.


hamdi vizyonuyok yapım gururla sunar.. ölmeden önce girmeniz gereken 5 site;

google - çok basit bi site. açınca karşımıza bi kutucuk çıkıyor. altında da iki tane düğmecik. o kutucuğa aramak istediğimiz programı, şarkı ismini veya erotik kelimeleri yazıp entırlıyoz.. farzı misal; bedava kız meseneleri, bedava mail adresleri, okul kızlarında mastürbasyon, çok uzun zamandır regl olmuyorum gibi gibi.. böyle saçma anahtar kelime mi olur kardeşim? demeyin.. oluyormuş. oturduk, baktık. benim siteye bu kelimelerle girmişler mesela.. sonra bende yazdım aynı kelimeleri ama bulamadım bi türlü. bunu becerebilenlerinki ayrı bi zanaat olsa gerek, sosyologlara havale ettim. inceleyecekler.. ha bi de kendimi şanslı hissediyorum diye bi tuş var bu sitede.. ne olduğunu bilmediğimden tıklamadım ben. bozulur mozulur mazallah. sonra öde ödeyebilirsen.. parçası da pahalıdır bunun..

blogger - aha bunu yazdığım yer. bilog burdan yapılıyormuş. yazıları filan da burdan ekliyoruz. çok karışık yapmışlar, bende herşeyini bilmiyom. bi yazı yazma yeri güzel. aynı hayallerimdeki gibim.. mutlaka girin, bi bakın derim.


twitter - ilk başlarda çok karışık bi site gibi görünse de aslında çok basit bi siteymiş. uğraşsam ben bile yaparım yani ama uğraşacak vaktim yok. "what are you doing?" diye soruyor. şu anda naapıyon hacı anlamında.. üstündeki veya altındaki kutucuğa(neresinde olduğunu hatırlayamadım) ne yaptığınızı yazıp update yazan yere tıklıyorsunuz. şakkadanak durumunuz değişiveriyor. hani yapmadığınız bişeyi yapıyor gibi göstererek hava bile atabilirsiniz. şu anda akmerkezde başbakanla oturduk, ekonomik olayları tahlil ediyoz hafız.. gibi.


facebok - bundan da daha önce bahsettiydim. alem-ül internetin tiki deposu. herkes tiki olmuş bu sitede, bi görmeniz lazım. tamda istediğim gibi.. kaydolup, arkadaş ediniyorsunuz. sosyal oluyorsunuz. ne kadar çok arkadaşınız olursa o kadar hava atıyorsunuz. elalemin fotoğraflarına bakıp kendinizden geçiyorsunuz falan filan... dikkatimi çeken bişeyi daha var bu sitenin.. iddaaya girerim diye grup açınca daha bi vurucu oluyor.


friendfeed - internetin burjuvalarının toplandığı mekan. bizim amcoğlu giriyor, bakıyor, tıklıyor filan. bende girdim, hiçbişi anlamadım. ordan biri çıktı ben dediydim dedi.. yakında friendfeed'e de karı kız için gelenler olacak dediydim dedi. halbüse kimseye sarkmak nasip olmadıydı daha.. facebok'ta daha tiki ve güzel hatunlar var hem.. neyse anladığım bi iki yeri oldu bu sitenin.. bi iki bişi yazdım, götümü karıştırdılar. resmen dışladılar beni yani.. bende cinsel tercihlerini öğrenmiş olmanın sevinciylen çıktım zaten.. bi daha da girmedim ama girilip görülesi bi siteymiş vesselam. on üzerinden çogiyi.


rapidshare - adres çubuğuna direk yazılıp girilmemesi gereken bi site. ben ilk başta öyle yaptım, hiçbişi anlamadım. meğersem google'dan arayacaklarımın sonuna rapidshare yazacakmışım. öyle daha iyi oluyor. sayesinde her ay davşanlı dergimi indirip okuyom. genel kültürüm artıyor. mutlaka deneyin.

işte böyle sayın okurgezerler. internetten topladığım, girdiğim, gördüğüm siteler bunlar. bunlara girmeden ölürseniz gözünüz arkada gidebilir.. benden söylemesi..

not: 5 site dedim, hızımı alamayıp 7 site yazmışım. kafanıza göre ikisini eleyebilirsiniz
devamı »
Bu postada 22 bikbik kere edilmiş
3 Aralık 2008 Çarşamba 02:07 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , , olarak fişlendi.
küçüktük, ufacıktık. top oynadıkça acıkırdık.. sonraları top oynamakta kesmez oldu. düşündük, taşındık..

bi ara dışarı çıktıkça, bi parkta sabahtan akşama kadar oturuyorduk. çekirdek alıp çitliyorduk.. ondan da sıkıldık.. bi köşe başı bulduk ve iki sene boyunca yaz tatillerinde o köşede oturup piyasayı gözlemledik. o caddeden geçen tüm hatun kişileri de tanıdık, bildik. sonra ordan da sıkıldık..

baktık olmayacak.. bi gaaveye girdik. oyun oynamaya başladık. ilk başlarda hesabı ortak ödedik. sonra ondan da sıkıldık ve hesabına oynamaya başladık.. daha zevkli oluyordu hafız.. böyle değişik bi hırs kaplıyor insanın içini.. bu oyunuda sana sokamazsam bana da hamdi demesinler muhittin!

okeyle başladık.. 31, 51 ve ardından 81 ile devam ettik.. başka şehirlerde 101 oynayanlarda var ama bizim şehir o kadar gelişmediğinden olacak ki biz 81'de kaldık. haddimizi bildik. oynadıkça oynadık.. parklardaki, köşebaşlarındaki muhabbetlerimiz bitti. okey üzerinden espriler patlattık.. güldük, eğlendik. biz bu oyunu monte garlo'da gızlarlan, gaavede de gazlarlan oynarız anlayacaanız!

hiç bıkmadık bu oyunlardan.. hala oynarız.. herhangi bi yerde çay içip, muhabbet etmek tarzımız değil bizim artık.. hem bunları oynarken konu bulmakta da zorlanmıyoruz.. birisi yanlışlıkla bi okey atıveriyor.. seyreyle cümbüşü gari.. acayip eğlenceli bir oyun vesselam.

bunlardan çok sıkılmış olsakta belli etmedik. hep aynı taşlar, hep aynı dizilimler, hep aynı muhabbetler.. varımız yoğumuz okey şimdilerde.. arada bir ihalede oynarız.. ihalenin esprileri bambaşka tabi.. geçenlerde bi as kız yaptım mesela ki değmeyin keyfime.. bi de kız şeyttirmece var; biri 10'lu atar mesela, ondan sonraki kızı atmak zorunda kalırda öbürü kızın üstüne papaz veya as atarsa kız şeyedilmiş olur. (şey: coker)

durumlar böyle olunca, bilog açtığımı da söylemedim arkadaşlarıma.. söylersem bana uzaylı gibi bakacaklarından eminim çünkü.. aramızda kalsın lütfen sayın okurgezerler.

içgüveysinden hallice : türkiye'de blog yazarlığı araştırması için bir anket yapıyorlarmış. bende twitır'dan öğrendim. katılanlara müteşekkir olacaklarmış. şahsen ben çözdüm ve çok kolay geldi sorular.. sende katılmak istersen burdan buyur http://tinyurl.com/64fq8c
devamı »
Bu postada 9 bikbik kere edilmiş
28 Kasım 2008 Cuma 20:01 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , olarak fişlendi.
bulmacalara karşı anbilivılıbılı bi zaafım var. gördüğüm yerde doldurmak isterim. geçenlerde farkettim de yılların tecrübesiylen artık kendimde bulmaca hazırlayabilir duruma gelmişim.. hatta kendi kendime bi bulmaca hazırlayıp çözüvermişim ayaküstü.. noluyor lan demeye kalmadan tam sayfa çözümü gözümün önünde beliriverdi?!

belki benim gibi bulmaca meraklısı olanlar vardır diye hazırlayıp çözdüğüm bi bulmacayı paylaşmak istedim. bulmacamı biraz daha çekici yapmak için bir de hediye koydum. çözeni ayın okuru köşemden aleme ifşa edeceğim. neyse lafı fazlaca uzatmadan bulmacamı paylaşayım. emeğe saygı!

iki durum arasındaki iki farkı bulmanız gerekiyor.. oldukça basit. sadece iki fark..

durum-1 :
genç bi kızımız var ve internet alemindeki bilogundan düzenli olarak yazıyor. bir bağyan olarak yaşadıklarını anlatıyor.. belki de yaşamak istediklerini.. içinden geçen herşeyi ifade edebiliyor. seviştiği erkeklerden tutun da yakın arkadaşının erkek arkadaşına karşı hissetiklerine kadar.. fantaziler havada uçuşuyor.. o kadar şeffaf, o kadar masumane duygular ki bunlar.. kimse yadırgamıyor. okuyanların hoşuna gidiyor.

durum-2 : genç bi deliğkanlımız var ve internet alemindeki bilogundan düzenli olarak yazıyor. bir erkek olarak yaşadıklarını anlatıyor.. belki de yaşamak istediklerini.. içinden geçen herşeyi ifade edebiliyor. seviştiği bağyanlardan tutun da sevgilisinin en yakın arkadaşına sulandığına kadar.. fantaziler havada uçuşuyor.. o kadar hayvani, o kadar sapık duygular ki bunlar.. kimsenin hoşuna gitmiyor.

iki durum arasındaki fark aslında sorunun içinde verilmiş gibi değil mi? birinci durum herkesin hoşuna giderken ikinci durum kimsenin hoşuna gitmiyor.. ama bu malesef iki farktan biri değil..
devamı »
Bu postada 24 bikbik kere edilmiş
25 Kasım 2008 Salı 19:27 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , olarak fişlendi.
bazı bazı kendimi bi bok sanıyorum. bi havalara girmeler.. bi şekil bi şey olmalar falan filan. çok şükür şimdilerde internet denilen şey var da artık bi hastalığımız, bi derdimiz olduğunda "acıbaa benlen aynı durumda olan kişiler var mıdır?" diye merak ettiğimiz şeyleri araştırabiliyoruz. zira öyle de yaptım mesela.. ama nafile. kendini bi bok sanıpta, o boktan durumunu yazan birilerini bulamadım bi türlü..

sadece bende olan birşey olabileceğinden şüphelendim ama bulunmaz hint kumaşı olmadığıma göre, öyle birşey de olamaz dedim.. eh? o zaman benimle aynı durumda olan diğerleri, sürekli olarak kendilerini bi bok sandıklarından durumlarının farkına varamıyorlar sonucuna ulaştım.

düşündüm taşındım.. bundan gerü divanda, dergahta, bergahta bu duruma bok sendromu denilsin dedim. sonra bi daha düşündüm. hoşuma gitti lan.. bok sendromu.. söylerken ağız şekilden şekile giriyor.. duyan bi bok sanıyor yahu. negzel..

neyse asıl değinmek istediğim konu bu değildi..

internette geziniyorum yine.. biloglardan biloglara akıyorum hafız modundayım. bişiler okumak zorunda kalıyorum ve yorum yapasım geliyor aniden. yazıyorum.. yazıyorum.. gönderdikten sonra bişiler yazıyor orda.. mesajınız yöneticinin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır. sabrettiğiniz için teşekkür ederiz. acayip havalı birşey vesselam. bende böyle yapmaya karar verdim. öyle her isteyen yorum yapamasın deyü düşündüm. en azından yorum yaptıktan sonra yorumlarının hemen yayınlanmadığını görünce göt olsunlar ve beni bi bok sansınlar dedim.

sonra.. bi daha düşündüm ve vazgeçtim. ben zaten kendimi bi bok sanıyorum.. ne gerek var ki başkasının beni bi bok sanmasına.. hem zaten her lafa verecek bir cevabım var.. hadi eyi günler.
devamı »
Bu postada 21 bikbik kere edilmiş
24 Kasım 2008 Pazartesi 11:38 tarihinde yazıldıktan sonra , , , olarak fişlendi.
yine bir şehirden başka bir şehre doğru, şehirlerarası bir yolculuk yapıyorum.. yanımda 20'li yaşlarda bir deliğganlı oturuyor. insanları önce dış görünüşüne göre değerlendirdiğimden olacak ki önce bi üstüne başına bakıyorum. serseri diye fişledikten sonra aslı astarı nedir öğrenmeye koyuluyorum.

klasik ve klişik muhabbete giriş cümleleri..

yolculuk nereye hemşerim?

cevap veriyor ama muhabbeti uzatmaya pek meyilli değil gibi gibi.. ikinci sorumu yöneltmem lazım..

öğrenci misin?

öğrenci olmadığını, alçı dekorasyon işleriylen meşgul olduğunu söylüyor. hatta ustaymış. bu yaşta usta olduğunu öğrenince biraz şaşırıyorum tabi. konuşmasından doğu kökenli olduğu belli gibi gibi.. neyse muhabbete meyillendirdim biraz da olsun. bana birkaç soru sordu. sonra konuyu yine kendine getirdim. anlatmaya başladı..

keşke dedi.. bende okuyabilseydim.. çokta istekliydim ama olmadı dedi. teselli ettim birazcık. okuyanlar sanki bi bok mu oluyor dedim. sen en azından sevdiğin işi yapıyormuşun bak dedim. sonra niye okuyamadığı kısmına geldik..

ilkokula başladığında öğretmeninin bunu ilk sıraya oturttuğunu ve her dersten önce bi güzel dövdüğünü anlattı. sebebini sordum. bilmediğini söyledi..

ee dedim?

birgün dedi, evimden yanıma bıçak alarak gittim.. aynı şekilde dayağımı yedikten sonra öğretmeni bıçakladım.. dedi. sonrasında mahkemelik olduğunu ve okuldan kaydının silindiğini söyledi. bi daha da okuyamamış.. inşaatlarda çalışa çalışa usta olmuş sonunda.. hala inşaatlardaymış.. okuma yazması olmadığından ehliyeti yok.. ama arabası var.. doğan görünümlü şahin.. iyi hareketler yapılıyor diyor, deli pati çekiyormuş arabası..

vay anasını dedim.. ne öğretmenler yetişmiş zamanında.. ne ustalar çıkarmışlar..
devamı »
Bu postada 5 bikbik kere edilmiş
16 Kasım 2008 Pazar 22:32 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , olarak fişlendi.
internet alemine daldığımdan beri öğrendiğim iki site oldu. ikisini de bizim amcoğlu öğretti amma ileride birgün kendisine çok fena kaydırmam kuvvetle muhtemelle.

birincisi blograzzi. alem-ül internetin paparazzisi gibim. bende böyle bi serbest çağrışım yapıyor yani. düşünüyorum düşünüyorum.. başka bişi de aklıma getiremiyorum. bu siteye bi giriyorum, bi blogdan öbür bloga allaaa akıyorum ortamlara hafız.. yeni gördüğüm bi yeri var bu sitenin.. popiler bloglar deyü.. bi baktım ki benim mütemiyende o listeye girmiş. nasıl olduğunu anlayamadım amma bi şekilde bu liste beni kendine bağladı. nasıl bi listeyse anlayamadım arkadaş. bi girdiğimde 5. oluyoruz, bi daha girdiğimde 3. oluyoruz. acayip heyecanlı bi yarış vesselam. şimdi kaçıncı olduk acıbaa diye merak ediyorum.. tekrar tekrar giriyorum paparazziye... iki dakka bilgisayarın başından ayrılıp televzondaki dizileride izleyemez oldum. hatta şimdiden başladım amcoğluna saydırmaya..

ikinciside facebok. ne menem bişeyse, durmadan birilerinin profilini inceliyorum. fotoğraflara bakıp bakıp iç geçiriyorum. ah ulan diyorum analar ne yiğitler şeyttiriyor.. eh dizilere ayırmam gereken zamanda arada kaynayıp gidiyor yahu..

olmazsa internet bağlantımı kestireceğim. hakkaten şeytan icadıymış bu alet, ben bugün bunu gördüm. iki dizi izleyip genel kültürümü artırmak varken uğraştığım şeylere bakın sayın seyirciler.

bu yazıyı okuyan birileri varsa aşağıya ne yapmam gerektiği konusunda yardımcı olsunlar. olmazlarsa da top olsunlar.. yardımcı olacakların elimden geldiğince terazilerine tıklayacağım. söz.. daha ne diyim lan. valla tıklayacam..
devamı »
Bu postada 22 bikbik kere edilmiş
15 Kasım 2008 Cumartesi 12:07 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , olarak fişlendi.
yine bizim amcoğlu, yine enteresan bi site.. facebok facebok dedi.. kafamın etini yedi. bi blog açtık hemen asosyal oluverdin dedi. bilgisayar başında fazla oturmak asosyallik göstergesiymiş meğersem. biraz arkadaş edin, ortamlara ak dedi.. bende hemen üye oldum.. en yakışıklı ve en uzun saçlı fotoğraflarımı yükledim.. şimdiden bi sürü arkadaşım oldu bile.. burası çok güzel bi siteymiş. içinde bi sürü kız var ve hepside tiki yahu.. körün istediği bir göz değil miydi?

burdan da bi ulusa sesleniş konuşması yapmak istedim. hem görüntülü hem canlısından. her zaman sayın başbakan yapacak değil ya. bizimde kendimize göre bi okuyucu kitlemiz var yahu. neyse blog yazmaya pek vaktim olmuyor bu sıralar.. malum facebok daha zevkli.. hadi görüşürüz kib.
devamı »
Bu postada 6 bikbik kere edilmiş
9 Kasım 2008 Pazar 22:33 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , olarak fişlendi.

gün geçmiyor ki yeni bir forward meyil almayayım sayın seyirciler. yine bi arkaşım göndermiş benimde hoşuma gitti. bu seferkini sadece yayınlamakla kalmayacağım ama.. bi soru bi cevap şeklinde gideyim.




Bu genc arkadas
Antalya Universitesi'in, aslanlar gibi iktidara direnen, rektorunun ogludur..
Bu iletiyi tek basina kaleme aldigini da ogrendim..
Helal olsun bu gence..
Bu yasta; bu kadar gozlem , bilgi ve ciddiyet....
Bizim Anadolu'muz ne cevherler yetistiriyor..
Okudukca gururlandim..
Ulkemizin yarini asla karanliklarda kalmayacak hatta bir gunes kadar parlak olacak..
Ben zaten umudumu asla kaybetmedim..!!!

Ne mutlu Turkum diyene.!!..mutlu boyle genclere..!!



~~~~~~~~~~~~~~
buraya kadar saygıdeğer arkadaşım yorumunu eklemiş. demekki aşağıda yazanlar fevkaladenin fevkinde hoşuna gitmiş. rektörün oğlunun yazdığını da belirtmiş ki okumamız lazım. önemli bir şahsiyet..

Sayın Can Dundar,

Ben Bilkent Universitesi Bilgisayar Muhendisliği bolumunde yuksek lisans
yapmakta olan bir oğrenciyim. Adım Ateş Akaydın.
okumuş etmiş adamım, bişeyler bilipte konuşacam ona göre diyor.. doğrusu ben şimdiden korkmaya başladım.

Ataturk ille ilgili yaptığınız belgeseli uzulerek soyluyorum hic
beğenmedim. Ozetle belgeselde rahatsiz oldugum konular şunlar:
eh ortada bir belgesel var ve beğenmemiş arkadaşımız. normal şeyler bunlar. özeti merak ettim şimdi.. okumaya devam edeyim.

Oncelikle, Vahdettin'in Ataturku bilinci olarak vatani kurtarmasi icin
Samsun'a gonderdiği konusundaki iddia halen tartışılan,temelsiz ve acık
soyleyim Fethullah taraftarları ve Osmanli sevdalilari tarafindan sIklikla
dile getirilen bir goruştur. Boyle bir konuya belgeselinizin son derece
taraflı yaklaşması kanimca cok uzucudur. Bilakis Vahdettin Ataturk icin
tutuklama ve idam karari cıkartılmasına on ayak olmuş biridir.
anladığım kadarıyla bu arkadaş bişeyler biliyor. o zamanları görmüş geçirmiş gibi geldi bana. baksanıza can dündar'a kafa tutuyor. bencede sen yanlış biliyor olabilirsin sayın Can Dündar! arkadaş bayağı bi kararlı yani.

Ikinci olarak, Mustafa Kemal'i Ataturk yapan ve en buyuk savaşlardan biri
Canakkale savaşına son derece az yer verilirken, Ataturk'un ozel hayatina,
ozellikle Madame Corinne'e yazdiği mektuplara gereksiz derecede cok yer
verilmistir.
hıhımm bu belgeselin adı neydi yahu? Mustafa? hah tamam. çanakkale savaşı belgeselinde Mustafa'nın özel hayatının ne işi var Allah aşkına?

Belgeselinizde Ataturk'un yuksek idealleri ve amaclari etrafinda
sekillenmek yerine, Ataturk'un aldigi - ve kanimca alinmasi Cumhuriyetimiz
icin hayati zorunluluk teskil eden - kimi kararları Ataturk'un kişiliğine
zarar verecek şekilde kullanmanız kabul edilemez. Ozellikle Ataturk'un
Ankara Meclisinin acılması sırasında takiyye yaptiğini ima eder şekildeki
aciklamalariniz, Ataturk’un Lenin kozunu oynadiğini dile getirirken
ustune vura vura “musluman ve komunist yoldaşlarım” şeklinde
ifadelerin gectiği gazete kupurlerine ozellikle yer vermeniz, uslup
acisindan cok uzucudur ve kullandiginiz ifadeler de Ataturk'umuzu dinsiz
bir komunist gibi gostermektedir. Bu olaylar ile ilgili gercekler,
maksatlar ve yontemler ayirt edilebilir şekilde ve duzgun bir uslup ile
sunulabilirdi ama siz bundan gordugum kadariyla kacinmissiniz.
Atatürk'ün kimi kararlarının hatalı olduğunu ima ederek niye samimileştiriyorsunuz ki demek istemiş.. aynı zamanda niye her insan gibi hata yapabileceğini gösteriyorsunuz ki demek istemiş sanırım. bu zamana kadar her yönüyle mükemmel bir insan olarak tanıtılan bir insanın hata yapması bencede mümkün değil. sayın Dündar yanlış yapmış. yalnız bir kelimeye takıldım ben burda.. dinsiz bir komünist gibi ne demek acaba yahu? neyse okumuş adam nede olsa.. bir bildiği vardır muhakkak..

Ataturk'un not defterindeki, kendisinin iktidara gelmesi halinde bir darbe
ile ve zorla sistemi baştan aşagıya değiştirecegi konusundaki ifadelerin
pek cok kere vurgulanmiş olmasi,Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının
liderleri ve silah arkadasları nı idama gondermiş olması ya da onları
bastırmış olması, Mussolini'nin ressamina bir portresini yaptırmıs
olmasına ve ressamin yorumlarina ozellikle yer verilmesi ve Avrupada kimi
gazeteler tarafından bir diktator olarak nitelendirilmesine ozellikle yer
verilmis olması bence Ataturk'un kişiliğine hakarettir.
bence demiş... kraldan çok kralcı olmak ne demekti yahu? serbest çağrışım falan oldum birden..

Yine ayni donemdeki gazeteler Ataturk'un dunya tarihinde bin yilda bir gorulen bir
dahi oldugunu beyan etmektedir. Ve sizin calismaniz, Ataturk'un butun
dunyanin kabul ettigi bir dahi ve gercek bir lider oldugunu adeta saklamak
ister bicimde secilmis gazete kupurleriyle doludur. Bunlar Ataturkumuzu
sanki bir diktator gibi gostermektedir!
kendimden örnek vereyim; ben oldum olası Atatürk'ün bir dahi ve gerçek bir lider olduğunu biliyorum mesela.. ilkokul'dan beri hepsini öğrendik. bu arkadaş tam idrak edememiş olacak ki niye aynı şeylerin tekrarlanmadığını sormuş. bence haklı yani. bu millet balık hafızalı nede olsa değil mi? tekrarlamak lazım..

Size soruyorum sayin Dundar siz Şeriatla ve Faşizmle yonetilen bir ulkede Cumhuriyeti getirmeyi başaran,
kadınları sosyal hayata katan, nerdeyse hic okuma yazma bilmeyen bir halkı
10 sene gibi kısa bir surede okuma yazma bilir hale getiren kac tane
diktator gordunuz? Medeniyet icin gerekli yol ve yordamları lutfen
diktatorlukle karistirmayiniz. Siz Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının
irticai faliyetlerinden bahsettiniz mi? Kubilay olayindan ve Ataturke
gonlunu vermis diger kemalistlerden bahsettiniz mi? Gercekten bir
diktatorluk ve faşizm ornegi gormek istiyorsaniz lutfen bir İran'a bakin
bir Misir'a bakin, Afganistan'a, Pakistan'a bakin. Ve hatta hatta
ozellikle AKP iktidariyla birlikte son donem Turkiye'sine bakin.
hımm diktatör kelimesi hakikaten bişeyler biliyor imajı veriyor. bende kullanıcam bundan sonra. kendi kendine Can Dündar'ın Atatürk'e diktatör dediğini söylüyor ve sorguluyor. öyle bir sorguluyor ki, görende 10-20 diktatör görmüş geçirmiş sanır. belki de görmüştür. o zaman haklı..

Hele hele Turkiyemizde Ergenekon gibi eşi kara carşaflı ve kendisi imam
hatipli olan ve adı yolsuzluklara bulaşmış bir savcının yonettiği bir dava
varken, Ataturkcu dusunce derneginin uyeleri, profesorler, emekli
komutanlar, Cumhuriyet gazetesi yazarlari, Cumhuriyet mitinglerini
organize edenler, Cumhuriyetle yaşit olan insanlar ve halkin
bilinclenmesine gercekten yardım eden insanlar haklarindaki suclama bile
netlik kazanmadan ve onlara bildirilmeden tutuklanirken, ceza evlerinde
olume terkedilirken ve DARBECILIKLE suclanirken, sizin cikip da Ataturk'e
DARBECI demeniz igrenc ve acıklı bir benzetme olsa gerek!
ahahayt ben buna gülüyorum işte. bu arkadaş kadar okumadım ben belki ama Can Dündar bu belgeselin neresinde Atatürk'e darbeci diyor yahu.. tekrar izleyeyim ben olmazsa. kaçırdığım bi yerler var.. bi d

e ergenekon falan nerden çıktı şimdi.. konumuz belgesel değil miydi? neyse içinde kalmış olsa gerek..

Turkiye'nin her gun PKK teroru yuzunden sehit verdigi gunumuzde, ulke ic
savaşın ve bolunmenin eşiğine gelmişken, o kadar sacmalıkla doldurdugunuz
belgeselinizin arasında sanki cok gerek varmiş gibi 'Ataturk de Kurtlere
Ozerklik verilmesi ile ilgili konusmustu' gibi ifadeler kullaniyor olmaniz
yangina benzinle gitmek demek degil de nedir sayin Dundar? Sizin
belgeseliniz vizyona girdigi sırada farkındamısınız ki mecliste DTPliler
guzelim ulkemi 25 parcaya bolebilmek icin uğraşmaktaydı?
burada birşeyler ima etmeye çalışmış ama vizyonum yetmedi.

Ataturk'un gunde bir şişe raki bitiren, sarhoş ve yalniz bir adam olarak
nitelenmiş olması ve devletin onemli meselelerinin tartisildigi ve
Cumhuriyetin coşkusunun yaşandığı Ataturk'un sofrasinin bayagi ve sıkıcı
olarak gosterilmesi de ayrı bir konu...
ben diyorum size bu arkadaş birşeyler biliyor diye.. Atatürk'ün sofrasında yemek yemişliği bile vardır belki? o kadar emin konuşuyor.

Sayin Sureyya Ciliv'in ve Turkcell'in sponsorlugunuzu yapmaktan vazgecmiş
olmasına şaşmamak gerek. Zaten bu karar bile nasil bir manzara ile
karşilaşacagimizi işin en başindan haber vermişti. Zaten size olsa olsa
'Bizim Universitemizde Ataturku bile eleştirebilirsiniz' diyen vakıf
universiteleri sponsor olabilirdi ve oldu.
burda bence çok doğru konuşmuş.. Atatürk'ü eleştirmek kimsenin haddi değil!

Sonuc olarak ben bu belgeseli izledikten sonra sizi gercekten cok
ayipladim. Siz benim eskiden tanidiğim Can Dundar olmaktan cıkmışsınız. Bu
yapim kanimca sadece iki maksatla yapilmiş olabilir diye dusunuyorum. Ya
siz Cumhuriyet'in ve Kemalizm'in ilkelerine ters dusup
fethullahcilarin,yobazların ve boluculerin ekmegine yag surer bir hale
geldiniz ya da entellektuel anlamda Turkiye'de vatan sevdasini, Ataturk
sevdasini yitirmis kimi sanatcilar ve yazarlar gibi doğru bilinen ve kabul
edilen degerlere radikal ve uygunsuz bir şekilde ters duşuyor olmanin
sanat olduğunu dusunmeye başladiniz. Şahsen ben Turkiyenin ikinci bir
Orhan Pamuk'a ihtiyacı olduğunu duşunmuyorum.
Türkiye'de iki kesim var zaten. biri fetullahçılar diğeri kemalistler. biri olmazsan biri olursun demiş. başka bişeyde anlamadım bu kısımdan.

Şayet size Ataturk'umuze diktator diyen O Avrupadan ya da O Amerikadan
birkac ay icinde 'Mustafa' dan oturu oduller yağmaya başlarsa lutfen bu
dediklerimi hatirlayiniz ve ozellikle Şevket Sureyya Aydemir'in 'Tek
Adam''ini Ataturk';un 'Nutuk''unu tekrar ve bu sefer anlayarak
okuyunuz ve Mustafa;ya Ataturk demeyi ogreniniz!
şayet ödül alırsanız, yanınıza gelir "ben demiştim" derim demiş. buraya da yazmış ki yalancı çıkmasın sonradan. ne kadar ilerigörüşlü biri yahu. ağzım açık kaldı.

Vakit ayirdiginiz icin tesekkur ederim,

Ateş Akaydın
biz teşekkür ederiz Ateş bey. yazılarınızı büyük bir ilgiyle takip ediyoruz. tekrar tekrar forward meyil gönderin, tekrar tekrar okuyalım. ama özet dediniz, kaç paragraf oldu yahu.. bu kadar uzun olmasın bi daha ki sefere mümkünse.. en baştaki arkadaşımın dediği gibi.. ülkemizde ne cevherler yetişiyor.. yalnız bu cevherlerin kafa yapısı hep aynı oluyor, sizin de dikkatinizi çekti mi?

vakti zamanında.. farklı fikirlerin olmadığı bir ortamda gelişme nasıl sağlanabilir ki demişti bi arkadaşım.. o zaman anlamamıştım ama şimdi daha iyi anladım. böyle farklı fikirler olacak ki gelişme sağlanacak demek ki..
devamı »
Bu postada 7 bikbik kere edilmiş
7 Kasım 2008 Cuma 17:39 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , olarak fişlendi.
forward meyil gönderen arkadaşlarımı pek severim. benim amcoğlu gibi bi amcoğulları olmadığı için blog açamadıklarını ve forward meyile mahkum olduklarını düşünürüm. çünkü blogum yokken bende forward meyilliydim. bazen hoşlarına giden şeyleri banada gönderirler ve benimde hoşuma gider. bi de lütfen sonuna kadar okuyun diye yazarlar ki lütfen okuyunu okuyunca kendimi okumaya mecburmuş gibi hissederim.. aşağıda da böyle hoşuma giden ve okumak zorunda kaldığım bi meyil var;

Matematik sınav sorusu / gerçektir.
Lütfen sonuna kadar okuyun.


Soru, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesinin İşletme Matematiği kitabından gerçek bir alıntıdır. Hiç dokunulmadan ve yorumsuz şekliyle verilmiştir:


Kitap Adı: İşletme Matematiği
Yazar: Prof. Dr. Müh. Yılmaz Tulunay

Sayfa: 173 Soru :


Amerika'ya lisansüstü çalışmalar yapmak üzere giden MEHMET, iki kız arkadaş edinmiştir. Bunlar Mary ve Nancy'dir. MEHMET'e göre;
Mary olgun bir kızdır ve klasiklerden zevk almaktadır. Böyle bir yerde onunla 3 saat birlikte olmak 12 dolara mal olmaktadır. Diğer taraftan Nancy daha çok popüler eğlenceleri yeğlemektedir. Onunla böyle bir yerde 3 saat birlikte olmanın maliyeti de 8 dolardır.
MEHMET'in bütçesi gönül işlerine ancak ayda 48 dolar ayırmasına olanak vermektedir.. Ayrıca, derslerinin ve çalışma koşullarının ağır oluşundan dolayı, kız arkadaşlarına en fazla ayda 18 saatlik süre ve 40.000 kalorilik enerji ayırabilmektedir.
Mary ile her buluşmasında 5.000 kalori enerji harcayan Mehmet, Nancy için bunun iki katını harcamaktadır. Eğer MEHMET'in Mary ile buluşmaktan beklediği mutluluğu 6 birim ve Nancy ile buluşmaktan beklediği mutluluğun da 5 birim olduğunu biliyorsak, mutluluğunu maksimize etmek isteyen MEHMET'in sosyal yaşamını nasıl planlaması gerekecektir?
Grafik ve cebirsel yoldan bulunuz.

BİR ÖĞRENCİNİN CEVABI:

Sayın Hocam, Bu Mehmet şerefsizi buradan Amerika'ya lisans üstü çalışma yapmaya gitti de herifin sikinin derdi bize mi düştü? Biz burada tahsili bırakıp karıya, kıza dalsak bizi de böyle ballandıra ballandıra kitaplara yazar mısın? Neyse geçelim sorduğunuz sorunun cevabına;

a-) Bi kere bu Mehmet ibnesinde iki hatuna ayrı ayrı zaman harcayacak göt de, para da yok, sıkarrrr. Ayrıca dünya piyasalarında saati 100 dolardan açılıp minimum 50 dolara kadar düşen tarifeler göz önüne alındığında, 3 saati 12 dolarlık ya da 3 saati 8 dolarlık karılardan hayır gelmez. Muhtemelen Mary 68, Nancy 79 yaşındadır ve ikisinin de bu güne kadar yattıklarının haddi hesabı yoktur. Bu durumda Mehmet'in hem vakit darlığı, hem kadınların hali, hem de para yokluğu sebepleriyle bu iki orospuyla grup seksi yapması gerekir.

b) Mehmet'in bütçesi (bu gönül işi tabirini ben anlamadım)sevişmek için ayda 48 dolara yetiyorsa zaten bu orospu çocuğunun mastürbasyon yapması daha uygun olur. Böylelikle iki ay para biriktirip bu çuvalların yerine doğru dürüst bir karıya zıplar ve ayırdığı 40.000 kaloriyi hakkıyla harcar.
Ama siz bu cevabı kabul etmeyeceğiniz için şöyle cevap verelim; Mehmet'in bütçesi 48 dolara yettiği için ancak grup seks yapılacağından pazarlıkla miktar iskontosu alınır ve bütçe rahatlatılır. Böylelikle ayda ayırdığı saati 3 saate bölersek 6 kez yapmış olur ve her sevişmede 40.000/6= 6700 (yaklaşık) kalori harcar. Bu hayvan bir seferde kesintisiz 3 saat zıplayabiliyorsa zaten Amerika'da kalması ve buralara dönmemesi hepimiz için hayırlı olur.

c-) Mehmet Mary ile her buluşmasında 5.000 kalori harcıyorsa yukarıdaki hesaba göre Nancy'ye sadece 6.700 - 5.000 = 1.700 kalori kalır ki bu da Nancy gibi falafoş bir motoru sadece gıdıklar. Bu durumda birinden 6, diğerinden 5 birim zevk alan Mehmet'in Mutluluğunu maksimize etmesi için kendisini de birilerine düzdürmesi gerekir.
Sonuç olarak bu işe alışan Mehmet'in bundan sonraki sosyal yaşantısını kaşarlı bir ibne olarak planlaması gerekir. Bu sayede ayda 48 dolar tasarruf sağladığı gibi üste para da kazanarak bütçeyi de düzeltir.

Saygılarımla arz ederim.

NOT : Sınıfta bir tek bu çocuk geçmiştir.!!!
devamı »
Bu postada 0 bikbik kere edilmiş
2 Kasım 2008 Pazar 17:15 tarihinde yazıldıktan sonra , , , olarak fişlendi.
geçenlerde bi yerden bi yere şehirlerarası yolculuk yaparken ilginç ama aslında sıradan bir olayla karşılaştım.

30 dakika ihtiyaç molası vermiştik. otobüs durur durmaz yolcular inmeye başladılar ve bende inmeye başladım. indikten sonra hemen bi sigara yaktım ve kıçımı restorana dönüp otobüse karşı sigaramı çekiştirmeye başladım. otobüsün durmasıyla mola yerinde bulunan ve mola için duran otobüslerin camlarını silmekle görevli olduğunu düşündüğüm biri görevini yapmaya başlamıştı. bir elinde fırça, bir elinde hortum otobüsümüzün camlarını güzel bir şekilde siliyordu. sonra.. benden sonra indiğini sandığım bir anne ve çocuğu yaklaştılar yanıma.. yanımda biraz durakladılar ve o sırada annesi çocuğuna dönüp otobüs camlarını silen kişiyi göstererek "bak oğlum" dedi, "okumazsan böyle olursun!"...

ben, bazı bazı empati yaparım. o zamanda empati yapasım geldi ve öyle de yaptım. kendimi başka birinin yerine koydum.. acaba dedim orada duran hamdi vizyonuyok değil de başka biri olsaydı bu olay hakkında ne düşünürdü? vardığım sonuç bir hayli tuhafıma gitti. empati yaptığım kişiye göre o kadın aslında çocuğuna iyilik yaptığını sanarak nasihat vermiş ve oradaki görevliyi aşağılamıştı. yine o kendimi yerine koyduğum kişiye göre aslında o adam görevini yapıyordu ve ekmeğini otobüs camlarını silerek kazanıyordu. utanılacak birşey değilmiş aslında bu. keşke benimde biraz vizyonum olabilseydi dedim kendi kendime ama benimkisi genetikmiş malesef.. neyse yine o kendimi yerine koyduğum kişiye göre çocuğun annesi, çocuğuna nasihat verdiğini sanarak, çocuğu bir şekilde şartlandırmışmış. o çocuk zerre kadar ekmeğe muhtaç duruma düşse ve otobüs camı silmekten başka bir alternatifi olmasa bile, bilinçaltında yer edecek bu hatırayla ölse de otobüs camı silmeyecekmiş. bi de toplumumuzda bu zihniyet oldukça insanlar yaptığı işten utanabilirlermiş. bence de öyle olabilir.

neyse ki kendimi yerine koyduğum kişi kadar vizyon sahibi değilim de durduk yere canım sıkılmıyor diye şükrettim halime. ben ne mi düşünmüştüm o anda? bana göre gayet normaldi herşey. çocukcağız okusun diye annesi nasihat ediyordu.. okumayana ekmek yoktu ne de olsa değil mi? kimin umrundaki o otobüs camını silen kişinin aşağılanması?
devamı »
Bu postada 1 bikbik kere edilmiş
30 Ekim 2008 Perşembe 08:11 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , olarak fişlendi.
hoşunuza giden bir yazılımı lisansını almadan kullanmak mı istiyorsunuz? yeni gördüğünüz ve para karşılığı satılan şu blog temasını kullanabilseydiniz ne güzel olurdu değil mi? adamın teki harika fontlar yapmış ama paylaşımcılıktan bihaber.. parayla satıyor? halbuki parasız dağıtsa emeğine sağlık der, terazisine tıklardık?

aslında bu sorular herkes tarafından gayet kolay bir şekilde cevaplandırılabilen şeyler. öylesine kolay ki artık bir fenomen bile diyebiliriz. tabii ki cevabımız yine büyük bir fenomenin içinde saklı; google. her vizyonukyokgilin kullandığı gibi bende yukarıdaki sorular benzeri bir sorunla karşılaştığımda bu yöntemi kullanıyorum. açıyorum google'ı..playboy dergisi yazıyorum orya.. sonuna bir de rapidshare ekledimmi şahane oluyor.. basıyorum enter'a.. şakkadanak bilmemne forumu geliyor karşıma. indiriyorum en güncelinden davşanlı dergimi.. bi de emeğine sağlık deyip terazisine tıklıyorum paylaşımsever arkadaşımızın. ve evet indirdiğim şeyi gönül rahatlığıyla okuyabilirim artık.. beş kuruşta vermedim hem.. içim öylesine rahat ki.. terazisine bile tıklamışım zaten, daha ne yapabilirdim?
devamı »
Bu postada 2 bikbik kere edilmiş
29 Ekim 2008 Çarşamba 10:20 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , , olarak fişlendi.
geçenlerde blogumu kapamışlar giremedim.. çok üzüldüm bu duruma. biraz sövdüm sonra oturup ağladım.. eski günlerimi düşünüp kendime geldim. meğersem bi benimkini kapamamışlar da, blogger denilen şeytan icadındaki bütün blogları kapamışlar. bende kendimi fasülyeden sayıp seviniyordum, sonunda beni de okuyan birileri var diye. olaylar digitürk isimli medya kuruluşunun mahkemeye başvurmasıyla başlamış. bence adamlar haklı ama bence değilse haksızmış. bence değilse olan taraftaki insanlar hedef seçiminde sıkıntı çekiyorlar sanırım.

meseleyi biraz daha genişletecek olursak bu olaylar 4 Mayıs 2007 tarihinde çıkarılan 5651 sayılı internet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla mücadele edilmesine ilişkin kanunla başlıyor. kanunun amacı belli; internette işlenen suçlarla mücadele etmek ve ülkemizde bu alanda çıkarılmış ilk kanun. yani bazılarının dediği gibi bilişim alanını düzenleyen bir kanun bu.. ben ilk defa çıkarılan bir kanunun mükemmel olmasını bekleyemem. neyse konumuzun zaten internet alemindeki tepkilere bakınca bu kanunla pek bir ilgisi yok. konumuz neydi peki? hımm kanuni haklarını kullanarak mahkemeye dava açan bir kurum ve bu kanunları uygulayanlar.. yani bir günah keçisi seçmemiz gerekiyormuş bazılarına göre.. böylece yasama organımız bazı şeylerin değişmesi gerektiğini anlayabilirmiş ve bu şekilde üstesinden gelinecekmiş. devlet denilen şeyin androidler tarafından yönetildiğini, laftan anlamadığını ve ancak bu şekilde dikkatinin çekilebileceğini varsayarsak gayet mantıklı. evet evet çok mantıklı.

madem ki mantıklı bende kendimi bu topluluğa dahil ediyorum. uzun zamandır kendime bir sürü arıyordum zaten.. iyi oldu bu. sürü demişken aklıma geldi; ferrasini satan bilgeye göre insanlar bir sürüden ayrıldıkları zaman, başka bir sürüye dahil oluyorlarmış. yani bu sürü mantığı aslında bir kısır döngüymüş. bunlar benim görüşüm değil tabi, ben sürü mantığını severim.. hep böyle bi sürüye dahil olmak istemiştim ki bu sefer oldu gibi.

bakın herşeyimiz hazır zaten, biri çıkıp alın size mim diyor. siz de alıp o mimi hiç düşünmeden blogunuza kopyalayıp yapıştırıyorsunuz. bu kadar basit. böylesi güzel bir sürüyü her zaman bulamazsınız!

Sayın Digiturk PR ya da “ANTIFRAUD” Departmanı Yetkilisi,

(tabii eğer hala işten kovulmadıysanız ;) )

Ticari kaygınız nedeniyle istemeden ve farkında olmadan pek çok blog yazarının kişisel özgürlüğünü elinden aldınız.

Bunun beklenen sonucu olarak, an itibariyle, pek çok blog yazarı hem ailelerinin hem de dostlarının Digiturk aboneliklerini iptal ettirmeyi düşünüyor.

Müşteri kitlenizin en üst tabakasında yer alan, sinema paketleri ve yabancı dil kanallarının izleyicilerinin aynı zamanda Türkiye’de en aktif blog kullanıcıları olduğu gözünüzden kaçmaması gereken bir gerçek.

Marka imajınızın özellikle A+ grupta yerin dibine geçtiğinin ve geçmeye devam ettiğinin bilincinde olmalısınız.

Hatta zamanında, Danone‘nin kendi elinde olmadan içine düştüğü durumun İKİ MİLYON BLOGGER GÜCÜNDE daha kötü duruma, KENDİ ELLERİNİZ VE BECERİKSİZLİĞİNİZLE düşmüş olduğunuzun farkında olmalısınız.

Blogger altyapısının canlı ya da banttan yayın yapmaya olanak tanıyan imkan tanımadığı, üçüncü parti servislerden alınan embed kodlar kullanılarak başka bir servis üzerinden sağlanan içeriğe erişim sağlanması yoluyla dağıtıldığı, yani kendi sunucularında barındırmadığı herkes tarafından biliniyor. Buna rağmen Blogger.com’u engelleten güzide birimlerinizin başındakileri işten kovun bence. Bu işi bilen birilerini işe alın!

Eğer markanızı düşünüyorsanız, ve bu yaptıklarınızdan dolayı üzgünseniz size Sansüre Sansür hareketine ana sponsor olmayı öneririm.

Saygılarımla,

Bir Blog Yazarı

not:
Başlık hem SEO, hem de ironi amaçlıdır.

not 2:
Eğer şu an yasaklanmamış bir blogunuz varsa sizi de benzer bir çağrı yapmaya davet ediyorum (evet bu bir mimdir, ve bu yazıyı okuyan her blog yazarı bu mim’e davetlidir)

not 3:
Konu ile ilgili yorum ve düşüncelerinizi duymaktan mutlu olacağım.

not 4:
Blogunuzda bu konuyla ilgili tepkinizi belirmeye üşenmeyin (bkz: not 2)

not5:
Orjinal mim burada fikribol’da bulunmaktadır, ben biraz yorum kattım.

devamı »
Bu postada 0 bikbik kere edilmiş
23 Ekim 2008 Perşembe 00:15 tarihinde yazıldıktan sonra , , , olarak fişlendi.
pek spekülatör danışmanlarım, ilk yazımda lorem ipsum yazınca okuyucu kitlemde patlama olacağını, daha baştan üçyüsbeşyüs adım önde başlayacağımı, hatta dolor sit amet şeklinde devam eden paragraflarıda ekleyince arama motorlarına su kaynattırabileceğimi iddia etmişlerdi. hepsi yalanmış meğersem. danışmanlık şirketimi değiştirmeye karar verdim.. hepiniz topsunuz ulan!
devamı »
Bu postada 0 bikbik kere edilmiş
10 Ekim 2008 Cuma 15:47 tarihinde yazıldıktan sonra , , , olarak fişlendi.
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut labore et dolore magna aliqua. Ut enim ad minim veniam, quis nostrud exercitation ullamco laboris nisi ut aliquip ex ea commodo consequat. Duis aute irure dolor in reprehenderit in voluptate velit esse cillum dolore eu fugiat nulla pariatur. Excepteur sint occaecat cupidatat non proident, sunt in culpa qui officia deserunt mollit anim id est laborum.

Sed ut perspiciatis unde omnis iste natus error sit voluptatem accusantium doloremque laudantium, totam rem aperiam, eaque ipsa quae ab illo inventore veritatis et quasi architecto beatae vitae dicta sunt explicabo. Nemo enim ipsam voluptatem quia voluptas sit aspernatur aut odit aut fugit, sed quia consequuntur magni dolores eos qui ratione voluptatem sequi nesciunt. Neque porro quisquam est, qui dolorem ipsum quia dolor sit amet, consectetur, adipisci velit, sed quia non numquam eius modi tempora incidunt ut labore et dolore magnam aliquam quaerat voluptatem. Ut enim ad minima veniam, quis nostrum exercitationem ullam corporis suscipit laboriosam, nisi ut aliquid ex ea commodi consequatur? Quis autem vel eum iure reprehenderit qui in ea voluptate velit esse quam nihil molestiae consequatur, vel illum qui dolorem eum fugiat quo voluptas nulla pariatur?

At vero eos et accusamus et iusto odio dignissimos ducimus qui blanditiis praesentium voluptatum deleniti atque corrupti quos dolores et quas molestias excepturi sint occaecati cupiditate non provident, similique sunt in culpa qui officia deserunt mollitia animi, id est laborum et dolorum fuga. Et harum quidem rerum facilis est et expedita distinctio. Nam libero tempore, cum soluta nobis est eligendi optio cumque nihil impedit quo minus id quod maxime placeat facere possimus, omnis voluptas assumenda est, omnis dolor repellendus. Temporibus autem quibusdam et aut officiis debitis aut rerum necessitatibus saepe eveniet ut et voluptates repudiandae sint et molestiae non recusandae. Itaque earum rerum hic tenetur a sapiente delectus, ut aut reiciendis voluptatibus maiores alias consequatur aut perferendis doloribus asperiores repellat.
devamı »
Bu postada 1 bikbik kere edilmiş